PRESENTATİONS

 

 

BÖLÜM - I HUKUK KURALLARI

1.HUKUK DÜZENİ VE HUKUK KURALLARININ ÖZELLİKLERİ

1.1. TOPLUMSAL İLİŞKİ VE HUKUK KURALLARI

1.1.1. Hukuk ve Toplumsal iliţki

1.1.2.Sosyal Düzen Kuralları

1.1.1.2.1. Din Kuralları

1.1.1.2.2. Ahlak Kuralları

1.1.1.2.2.1. Hukuk ve Ahlak Kuralları arasındaki ayrılıklar

1.1.1.2.3. Görgü Kuralları

1.1.1.2.4. Hukuk Kuralları

4.1.Hukuk Kurallarının amacı

4.1.1.Adalet Kavramı

4.1.2.Objektif Adalet-Kişisel Adalet

4.1.3.Bireysel Adalet-HAKKANİYET

a)Özel Hukukta Hakkaniyet ve Hakimin Takdir Yetkisi

b)Ceza Hukukunda Hakkaniyet ve Hakimin Takdir Yetkisi

II. HUKUK KAVRAMI ve TANIMI

1.Hukuk Kuralının Analizi ve Özellikleri

1.2. Hukuk Kurallarının Nitelikleri:Emredici ve Yedek Hukuk Kuralları

1.3. Kanuna karşı hile

III.HUKUK KURALLARININ ÇEŞİTLİ GÖRÜNÜMLERİ VE BAŞLICA HUKUK SİSTEMLERİ

1.1.BAŞLICA HUKUK SİSTEMLERİ

 

BÖLÜM –II HUKUKTA İRADE

1.1.İRADENİN BAĞIMSIZLIĞI İLKESİ

1.2.SÖZLEŞME SERBESTİSİ İLKESİ

2.1.HUKUKSAL İŞLEM,HUKUKSAL OLAY ,HUKUKSAL EYLEMLER ve HUKUKSAL İŞLEMLERDE İRADENİN ROLÜ

2.1.1 Hukuksal eylem ve hukuksal olay

a)Hukuksal olay

b)Hukuksal eylem

c)Hukuksal iţlem

d)Hukuksal iţlemin ögeleri

Açık ve zımni irade açıklamaları:

2.2. HUKUKSAL SONUÇ DOĞURAN İŞLEMLERİN SAKATLIKLARI VE GEÇERSİZLİK TÜRLERİ

2.2.1.Hukuka Aykırı Davranışların Doğurduğu Sakatlıklar:

2.2.2.Sakat Hukuki İşlemin Doğurduğu Sonuçlar

2.3.HUKUKSAL İŞLEMLER VE EYLEMLERDE DÜRÜSTLÜK VE İYİ NİYET

2.3.1. Hukukta hakkın iyiniyetle kullanılması M.K.2.madde (Objektif iyi niyet)

2.3.2 MK.Madde 3 İyi niyet karinesi (Sübjektif iyi niyet)

 

BÖLÜM-III İNSAN HAKLARI VE HÜRRİYETİ

1.HUKUK KAVRAMI OLARAK KİŞİ VE TÜRK HUKUKUNDA KİŞİ ve KİŞİLİK

1.1. İnsan-Kişi Kavramı

1.2.Türk Hukukunda Kiţi ve Kiţilik

1.2.1.Gerçek Kiţiler

1.2.2. Fiil Ehliyeti (Medeni Hakları Kullanma Ehliyeti)

1.2.3.Fiil Ehliyetine Sahip Olmak İçin Gerekli Koşullar

1.2.5.Tüzel Kiţiler

1.2.6.Tüzel Kiţilerin çeşitli kuruluş yöntemleri vardır:

 

BÖLÜM-IV KAMU HUKUKU VE ÖZEL HUKUK

1. KAMU HUKUKU VE ÖZEL HUKUK AYIRIMI

1.1.KAMU HUKUKUNA GİREN HUKUK DALLARI

1.1.1.ANAYASA HUKUKU

1.1.2.İDARE HUKUKU

1.1.2.1.İdarenin İşlevleri

1.1.2.2.İdarenin örgütlenme şekli

1.1.2.3. İdarenin Denetimi

1.1.3.MALİ HUKUK

1.1.3.1. Kamu Gelirleri

1.1.3.2.Kamu Giderleri

1.1.3.3.Bütçe ve Kamu Borçları

1.1.4.DEVLETLER HUKUKU

1.1.4.1.Devletin Tanımı

1.1.5.CEZA HUKUKU

1.1.5.1 Ceza Hukukunun Önemi

1.1.5.2.Ceza Hukukuna Hakim Olan İlkeler:

2.1.ÖZEL HUKUKUN DALLARI

2.1.1.MEDENİ HUKUK

2.1.1.1.Medeni Hukukun Dalları

ÖRNEK SINAV SORULARI

 

2.2.BORÇLAR HUKUKU

2.2.1.Hukuksal İşlemlerden Doğan Borçlar ve Sözleşmeden Doğan Borçlar

2.2.2.Haksız Fiillerden ve Haksız Fiil Benzerlerinden Doğan Borçlar

2.2.3.Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borçlar

 

2.3.TİCARET HUKUKU

2.3.1.Ticari İşletme Hukuku

2.3.2.Ticaret ţirketleri Hukuku

2.3.3.Kıymetli Evrak Hukuku

2.3.4.Deniz Ticaret Hukuku

2.3.6.Hava Hukuku

 

2.4 FİKRİ HAKLAR ve SINAİ MÜLKİYET HAKLARI HUKUKU

2.4.5.Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku

2.4.6.Sınai Mülkiyet Hakları Hukuku

 

2.4 FİKRİ HAKLAR ve SINAİ MÜLKİYET HAKLARI HUKUKU

2.4.5.Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku

2.4.6.Sınai Mülkiyet Hakları Hukuku

 

2.5.DEVLETLER ÖZEL HUKUKU

a)Uyrukluk

b)Yabancılar hukuku

c)Kanun uyuşmazlıkları

 

3.NİTELİK OLARAK KAMU VE ÖZEL HUKUKA DAHİL OLAN HUKUK

DALLARI

3.1.YARGILAMA HUKUKU

3.1.1. İdari Yargılama Hukuku

3.1.2.Ceza Yargılama Hukuku

3.1.3.Medeni Yargılama Hukuku

3.2.İCRA İFLAS HUKUKU

3.3.İŞ HUKUKU

 

BÖLÜM - V HUKUK KURALLARININ YAPTIRIMI

 

1.HUKUKTA YAPTIRIM

 

1.1.CEZA HUKUKUNDA YAPTIRIM

 

2.BORCUN YAPTIRIMI: SORUMLULUK

 

2.1.Alacaklının borçlunun mallarına el koyması

3.BORCUN YAPTIRIMLARINDAN TAZMİNAT

3.1.Haksız fiilden sorumluluk nedeni ile tazminat

3.2.Akde aykırılık nedeni ile tazminat (akdi sorumluluk)

3.3.Tazminat şekilleri

3.4.Devletin ve idarenin haksız eyleminden doğan tazminat

4.YAPILAN İŞLEMİN GEÇERSİZ OLMASI

5.YAPTIRIMDAN YOKSUN BORÇLAR  EKSİK BORÇLAR

5.1 Eksik borçların çeşitleri

 

 

BÖLÜM VI- HAKLAR

 

1.HAK KAVRAMI

 

1.1.HAKLARIN ÇEŞİTLERİ

 

1.1.1.Konuları bakımından hakların ayırımı Mal varlığı hakları ve Kişi varlığı hakları

1.1.2.Devredilme yönünden hakların ayırımı,Kişiye bağlı haklar ve Kişiye bağlı olmayan haklar

a)Kişiye bağlı haklar

b)Kişiye bağlı olmayan haklar

1.1.3.Nitelikleri Yönünden Hakların Sınıflandırlması,Mutlak (Salt) Haklar ve Nispi (Göreli) Haklar

a)Mutlak (Salt) haklar

aa)Mallar Üzerinde Mutlak Haklar

aaa)Maddi mallar üzerindeki haklar Ayni Haklar

aab)Maddi olmayan mallar üzerindeki haklar

bb)Kitiler üzerindeki mutlak haklar

b)Nispi (Göreli ) Haklar

1.1.4.Hukuksal Etkileri Yönünden Sınıflandırlan Haklar Yenilik Doğuran Haklar ve Yenilik Doğurmayan Haklar

a)Yenilik doğuran haklar

b)Yenilik Doğurmayan Haklar

1.1.5.Elde Edilmeleri Yönünden Haklar;Doğrudan (bağımsız) Haklar ve Dolaylı (bağımlı ) Haklar

a)Doğrudan Haklar (Bağımsız)

b)Dolaylı Haklar (Bağımlı)

 

BÖLÜM -VII POZİTİF HUKUKUN KAYNAKLARI

 

1.HUKUKUN YAZILI KAYNAKLARI

1.1Kanun

1.1.1.Kanunların Anayasaya Uygunluğu

a)Dava Yolu ile Denetim

b)İtiraz Yolu ile Denetim

1. 2.Uluslararası Andlaşmalar

1.3.Kanun Hükmünde Kararnameler

1.4.Tüzükler

1.5 Yönetmelikler

 

2.HUKUKUN YAZILI OLMAYAN VE YARDIMCI KAYNAKLARI

 

2.1.Örf ve Adet Hukuku

2.2.Yargısal içtihatlar

2.3.İçtihatı Birleştirme Kararları

2.4.Bilimsel İçtihatlar

 

BÖLÜM -VIII KANUNLARIN UYGULANMASI

 

1.KANUNLARIN YER VE ZAMAN YÖNÜNDEN UYGULANMASI

1.1.Kanunların Yer bakımından Uygulanması

1.2.Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması

2.KANUNLARIN ANLAM YÖNÜNDEN UYGULANMASI

2.1.Yorum

2.2.Yorum Türleri

2.3.Yorum Yöntemleri

 

3.KANUNLARIN BENZETME KIYAS YOLU İLE UYGULANMASI

3.1.Örnekleme Yöntemleri

a)Örneklenen Kanıt-Benzetme-Kıyas

b)Öncelikli Kanıt

c)Karşıt Kavram Kanıtı

 

4.HAKİMİN HUKUK YARATMASI

a)Bilinçli Boţluk-Bilinçsiz Boţluk

b)Kanun İçi Boşluk veya Örtülü Boşluk

c)Açık Boşluk -Örtülü Boţluk

 

BÖLÜM - I HUKUK KURALLARI

1.HUKUK DÜZENİ VE HUKUK KURALLARININ ÖZELLİKLERİ

1.1. TOPLUMSAL İLİŞKİ VE HUKUK KURALLARI

1.1.1. Hukuk ve Toplumsal iliţki

İnsan yapısı gereği sosyal bir varlıktır.Dolayısıyla toplum içinde yaşayan insanın benzerleri ile arasında ilişkileri belirli bir düzen içinde olmalıdır.Gerçekte her insan ilk olarak bir aileye dahil olduğundan öncelikle aile üyeleri ile ilişki kurar daha sonra eğitim hayatı sırasında kurduğu ilişkiler ve yaşam boyunca devam eden insanlar arası ilişkileri sonucunda toplumsal ilişkilerin içinde yer alır.İşte tüm bu ilişkilere sosyal iliţki denir.

Sosyal ilişkiler sonucu toplum insana bir takım sosyal yükümlülükler getirir.Bu yükümlülükler sonucunda birey olarak insanın sorumlulukları ve ödevleri ortaya çıkar ve beraberinde sosyal düzen kuralları oluşur.

Sosyal düzenin gereği olan hukuk ile toplum arasında yakın ilişki vardır.İnsan yapısı gereği toplum içinde yaşar.En eski dönemlerde aile yaşamının dışında dış tehlikelere karşı güvence oluşturmak için küçük gruplar halinde yaşamışlar bunun sonucunda dayanışma kavramının gelişmesi üzerine daha büyük topluluklar halinde yaşamışlardır.

Hukuk düzeni,bir toplum içinde yaţamak ihtiyaç ve zorunluluđu duyan insanlar tarafından oluşturulmuş sosyal bir olgudur.İnsan topluluğunun bulunduğu her yerde hukuk var olmuştur.Bu hukuk düzeni toplumdaki bireylerin diğer bireylerin haklarına ve özgürlük alanlarına haksız müdahale etmeyi engeller.Hukuk,toplumsal ilişkinin belli bir düzene bağlanmasını amaç edinmiştir.

Toplumda yaşayan bireylerin uyması gereken hukuk kuralları ile birlikte diğer toplumsal kurallarda vardır ve bu kurallar hukuk kuralları ile birlikte toplum hayatındaki barışı güveni ve huzuru sağlar.Bu kuralların tümüne sosyal düzen kuralları demek uygundur.

1.1.2.Sosyal Düzen Kuralları

a.      Din kuralları

b.      Ahlak kuralları

c.       Görgü kuralları

d.      Hukuk kuralları

olmak üzere dörde ayrılır.Bu kuralların tümü sürekli,genel,yaptırımlı buyruklar niteliğindedir.

1.1.1.2.1. Din Kuralları

Toplum yaşamını düzenleyen kurallar içinde din kuralları oldukça fazla sayıdadır.İlkel çağlarda bütün sosyal düzen kuralları dinsel temellere dayanmıştır.Bu çağlarda din adamı hem hukukçu hemde dinsel görevleri ve sorumlulukları topluma açıklamakla yükümlüdür.Hukukun doğum yeri sayılan Roma’da insanın Tanrı ile ilişkilerindi,insanın insan ile ilişkilerini pantif diye adlandırılan din adamları yürütmüştür.İslam dini ve Hıristiyanlık dinlerinde de aynı durum sözkonusudur.Hukuk otoriteleri,bu karışmanın sebebini din kurallarının yaşamın her yönünü düzenlemeye çalışan hükümleri ile açıklamaktadır.

Bu nedenle günümüzde de süregelen Din-Devlet ilişkilerini ayırma konusundaki tartışmalar tam olarak çözüme ulaşamamaktadır.Hukuk ve Din kurallarını birbirinden ayırma zorunluluğu herzaman vardır;nedeni Din kurallarını değiştirmek mümkün değildir ve bu yüzden Hukuk kuralları gibi zamana uyum sağlamaları güçtür.Din kuralları insan ve Tanrı ilşkilerini düzenlerken Hukuk kuralları daha somut bir şekilde insanın insan ile olan ilişkilerini düzenlediğinden ihtiyaçların gerektirdiği şekilde değişime açıktır.

1.1.1.2.2. Ahlak Kuralları

 

Genel tanımlama ile ahlak ,toplumda iyilik ve kötülük hakkında oluşan değer yargılarına göre yapılması gereken veya yapılmamamsı gereken davranışlara ilişkin kurallar bütünüdür.İnsan hayatını düzenleyici nitelikte ve sürekliliği olan kurallar niteliğindedir.Ancak bu kurallar tinsel nitelikli olup insanın kendi içinde tutarlı olmasını hedefler.Hukuk dış davranışlara kural koymakta ahlak ise iç düşünce yani niyet ve maksat için kurallar koymaktadır.

Ahlak nesnel ve öznel olarak ikiye ayrılmaktadır.Nesnel ahlak insanın diğer bireylere karşı olan ödevlerini bidirir.Sosyal ahlak olarakta adlandırılımaktadır.Öznel ahlak ise kendi iç dünyası ile ilgilidir.

Ahlak kurallarınında işlerlik kazanabilmesi için en az iki kişiden oluşan insan topluluğuna ihtiyaç vardır ancak aksi görüşlerde vardır.

1.1.1.2.2.1. Hukuk ve Ahlak Kuralları arasındaki ayrılıklar

 

Hukuk ile ilişkili olan ahlak kuralları nesnel yani sosyal ahlak kurallarıdır.Ancak bu kuralların zorlayıcılığı maddi değil manevidir ve bu kurallara uymak kişilere yetki sağlamaz .İnsanın vicdanı yaptığının yanlış olduğuna kendisi karar verir.Hukuk kurallarına uymama sonucunda yaptırımı insanın kendi vicdanı değil insanın kendi dışında otorite verir.Ayrıca bu kurallar ayrıntılıdır.Ahlakta hukuk gibi bireylerin toplum içinde barış ve güven içinde yaşamasını amaç edinir.Bireylerin birbirleri ile yakınlaşmasını ve yardımlaşmasını hedefler.Hukuka aykırı bazı davranışlar örneğin hırsızlık,dolandırıcılık …gibi davranışlar ahlak kurallarına görede tepki doğurur.Ancak bazı ahlak kurallarının kapsamıdaha geniştir.Örneğin insanları semek,yoksullara yardım etmek bir ahlak kuralı olduğu halde bir hukuk kuralı olamsı mümkün değildir.

1.1.1.2.3. Görgü Kuralları

Sosyal hayattaki mesleki ve toplumsal davranışları düzenleyen kurallar ve uzlaşımlar sistemidir.Yaptırımı tinsel olup,hukuki yaptırıma sahip değildir.

1.1.1.2.4. Hukuk Kuralları

 

Bu kurallar doğrudan doğruya bireylerin dış ilişkilerini düzenler.Toplumun barış,güven ve huzur içinde yaşayarak korunmasını amaçlamaktadır.Toplum içinde din,ahlak ve hukuk kuralları içiçe geçmiştir.Ancak bazı din kuralları ilk zamanlarda hukuk kuralı iken bugün değildir.Örneğin oruç tutmak,namaz kılmak gibi.

Hırsızlık,dolandırıcılık ,bazı sözleşmelerde bilerek hata yapmak hem ahlak hemde hukuk açısından yanlış davranışlardır ve tepki doğururlar.Hukuk kuralı olan ama doğrudan ahlak kuralı olmayan kimlik kaydı verilmesi,ikametgah verilmesi gibi sadece bireyin dış hayatını ilgilendiren kurallarda vardır.

4.1.Hukuk Kurallarının amacı

 

Hukuk kuralları toplum yaşamını düzenleme,toplumun gereksinimlerini sağlama ve adaleti gerçekleştirme amaçlarını bünyesinde barındırır.

4.1.1.Adalet Kavramı

Adalet ;insanın daima peşinde olduğu bir kavramdır.Hukukun son ve temel amacı adaletin sağlanmasıdır.Esas anlamı ahlaki vazifelerin tamamen yerine getirilmesidir.Hukukun kurallarının temel amacı başlarına zarar vermeden dürüst yaşamak ve herkese hakkı olanı vermektir.

Adalet çeşitli şekillerde ayrımlara tabi tutulabilir.Bu ayrımlardan biri aşağıdaki gibidir.

a.       Geniş anlamda adalet: Erdem,bilgi yani akıl yolu ile eniyiye ulaşma ile sağlanan adalet yani idesel adalettir.

b.      Dar anlamda adalet: Dünya nimetlerini paylaşırken ne kendine ne de başkasına zarar vermeden hareket etmeyi amaçlar.Aristo’nun dar anlamda adaleti ikiye ayırarak yorumladığı bilinmektedir.Bugünde bu ayırım rağbet görmektedir.Arito’ya göre sözkonusu ayırım şöyledir.

aa) Dağıtıcı adalet : Toplumdaki faaliyetlerden elde edilen gelir ve zenginliğin aynı mevki ve rütbedeki insanlar arasında onların yetenekleri ile doğru orantılı olarak dağıtılmasıdır.

bb) Denkleştirici adalet : İnsanlar arasında eşya ve hizmetlerin mübadelesinde bozulan dengenin düzeltilmesini sağlamaya yöneliktir.Hiç kimse verdiğinden fazlasını almamalıdır.

4.1.2.Objektif Adalet-Kişisel Adalet

Adaletin içeriğini belirlmek için objektif adalet ile kişisel adaleti birbirinden ayırmak gerekir.Objektif adalet genel adalet duygularına uygun olan hukuk kuralları ile sağlanır.Her zaman hukuk kuralının doğrudan uygulanması kişisel adalete uymayabilir.Yargının verdiği bir karar ile masum bir insan zarar görebilir bu durumda kişisel adaleti sağlamak için ve olası adaletsiz durumu düzeltmek için bireye bir üst yargı makamına başvurma hakkı tanınmaktadır.

Adaletin Sağlanması:Adaletin sağlanması ile toplumun ortak yararı olan barış ve güven duygularının gelişmesi amaçlanmıştır.Bu nasıl olacaktır,insan haklarına saygı ve sosyal eşitsizliklerin ortadan kalkması ile olacaktır.Örneğin;dengeli ücret rejimi,herkese eğitim ve kişilik haklarına saygı gibi kavramların amacına varmasıdır.

4.1.3.Bireysel Adalet-HAKKANİYET

Hakkaniyet kuvetler ayrılığının bulunmadığı hukuk sistemlerinde ilk olarak karşımıza çıkar.Nedeni ise aynı kişi veya aynı organ kanun koyucu ve uygulayıcıdır.Bu durum da hükümdar veya meclisin yetki verdiği kimseler eğer kanunda konu ile ilgili boşluklar var ise onların namına karar vererek adaletin sağlanmasına yardımcı olur. Common Law hukuk sistemi içinde hakkaniyet hukuku doğmuş ve bugünkü anlamını kazanmıştır.Hakkaniyet ve adalet kavramları farklıdır.Hakkaniyet kavramı olayın özelliklerini ve olaydaki menfaat dengesini gözönünde tutarak o olaya en uygun çözüm yolunu bulmak için araçtır.

a)Özel Hukukta Hakkaniyet ve Hakimin Takdir Yetkisi

 

Hukukun ayırım türlerinden olan özel hukukta hakimin takdir yetkisi kamu hukukuna göre daha geniştir.Kanunla kesin belirlenmiş işlemlerde takdir yetkisi bulunmayan hakim yasanın esnek bıraktığı durumlarda takdir yetkisini hakkaniyet esasına göre kullanır.

Medeni Kanunumuz hakime takdir hakkı verdiği halleri kullandığı terim ile belli eder.Örneğin halin icabı,haklı nedenlerin varlığı gibi tariflemeler ile hakime takdir yetkisi tanır.Medeni Kanunun 148.maddesi hakimin takdir yetkisinin kullanıldığı aile hukuku kurallarından birini tanımlamaktadır.

Hakkaniyete göre takdir hakkının kullanılması adalete uygun olmayan hukuk kuralının değiştirilmesi değil,sadece uygulanan hukuk kuralının kişisel adalete uygun olarak değerlendirilmesidir.Örnek olarak ;temyiz kudreti olmayan zengin bir kimsenin fakir bir kişiye verdiği zarardan temyiz kudreti olmayan kişinin hukuken sorumlu olmaması gerektiği halde verdiği zararın tazmin edilmesi için hakimin kişisel adalete uygun olarak karar vermesidir.

b)Ceza Hukukunda Hakkaniyet ve Hakimin Takdir Yetkisi

 

Ceza hukukunda hakim takdir yetkisi aşağıdaki gibi sıralanabilir.

aa)Ceza hukukunda suçun nevinin belirlenmesinde hakimin takdir yetkisi yoktur.suçta kanunilik prensibine göre bir fiilin suç tanımı kanunda yapılır.Yasada suç sayılmayan fiil için ceza veremez.

bb)Cezanın tesbitinde yetkisi vardır.Yasa ile belirlenmiş en alt ve en üst sınır arasında ceza verebilir.

cc)Yasada belirtilen hallerde cezanın yerine getirilmesini yani infazını tecil edebilir.

dd)yasanın belirttiği hakimin takdirine bıraktığı mesela hırsızlık malının değerinin belirlenmesi gibi hallerde takdir yetkisi vardır.

II. HUKUK KAVRAMI ve TANIMI

 

Hukukun bir değil birden fazla tanımı vardır.En geçerli iki tanımı aşağıdaki gibidir.

İlk tanım şöyledir.“Hukuk,tpolumsal yaşamda kişilerin birbirleriyle ve toplumla olan ilişkilerini düzenleyen ve uyulmsı kamu gücü ile destekelnmiş sosyal kurallar bütünüdür.”Diger tanımda ise” Hukuk,toplumun genel yararını veya bireylerin ve toplumun ortak iyiliğini sağlamak amacıyla yetkili makam tarafından konulmuş ve devlet yaptırımları ile donatılmış sosyal kurallar bütünüdür.”

Hukuk kurallarını diğer sosyal kurallardan ayıran en önemli özelliği yaptırım gücüne sahip olamasıdır.Hukukta yaptırım halleri kısaca şağıdaki gibi sıralanmaktadır.

a)Ceza:Hürriyeti bağlayıcı veya para cezaları

b)Zorla icra(Cebri İcra):Borcunu ödemeyen borçluya karşı girişilen icra takipleri

c)Zararın tazmini:herhangi bir haksız eylemden dolayı uğranılan zararın para ile tazmini.

d)yapılan hukuki bir işlemin geçerli olmaması

e)yapılan bir hukuki işlemin iptal edilmesi.

1.Hukuk Kuralının Analizi ve Özellikleri

Bir hukuk kuralı analiz edildiğinde içinde,ilgili konuyu,o konuyu belirten iradeyi ve yaptırımı barındırır.Hukuk düzeni,hukuk kuralları ile sağlanır.Hukuk kurallarının özelliklerini tanımında yola çıkarak şu şekilde sıralayabiliriz.

a)Hukuk kuralı bir davranış kuralıdır.

b)Hukuk kuralı bağlayıcı bir karakter taşır.Emirler verir,izinverir veya yasaklar koyar.

c)İlke olarak hukuk kuralı zorlayıcıdır.

d)Hukuk kuralları soyut ve geneldir ve herkes için geçerlidir.

e)Hukuk kuralı devamlılık arzeder.Yürürlüğe girdiği tarihten kaldırılıdığı tarihe kadar uygulanabilir olmasıdır.

1.2. Hukuk Kurallarının Nitelikleri:Emredici ve Yedek Hukuk Kuralları

 

Hukuk kuralları niteliklerine göre aksi kararlaştırılamayan yani emredici ve aksi kararlaştırlabilen yani yedek hukuk kuralları olarak ikiye ayrlabilirler.Bunların haricinde bir hukuki kavramın anlamını kanuni unsuru ve şartlarını belirten kurallara da tanımlayıcı hukuk kuralları denir.

a)Emredici Hukuk Kuralları

Yasalarda yer alan ve kişilerce aksi kararlaştırılamayan uylması zorunlu hukuk kurallarıdır.Emredici hukuk kurallarında amaç kamu düzenin sağlanmasıdır.Kamu düzeni kavram olarak;tpolumun temel yapısı ve örgütünü,toplum yararını ve genel ahlakı koruyan hukuk kuralları ile bir bütündür.

Bir hukuk kuralının emredici nitelik taşıdı nasıl anlaşılır?

aa) Hukuk kuralının yazılış şeklinden anlaşılabilir.Yasa metinleri sonunda cümle yapılamaz,dava edilemez veya aksi kararlaştılamaz gibi bitiyor ise o kuralın emredici olduğu anlaşılır.

bb)Hukuk kuralının amacı emrediciliğini belirler.

1.Toplum yararını koruma amaçlı kurallar bu nitelitedir.Örneüin evlenme yaşı ile ilgili hükümde olduğu gibi.

2.Devletin bünyesini,temel yapı ve örgütünü belirleyen kurallar.

3.Ekonomik,sosyal veya fiziki durumlar sebebi ile zayıfların korunması amacını güden hükümlerdir.Örneğin,Küçüğün kanuni temsilcisi olmadan borç alamayacağı gibi hükümler amaç bakımından emredicidir.

4.Hukuki bir işlemin şeklini ilgilendiren hükümler emredicidir.Örneğin,ticaret hukukunda senet gibi evrakların düzenleme şeklini gösteren yasa maddeleri.

5.İnsan hak ve hürriyetini ve kişilik haklarını korumak amacı güden hukuk kuralları emredicidir.

c.       Yedek Hukuk Kuralları

Taraflarca hukuki işlem veya sözleşmeler ile aksi kararlaştırılabilen fakat aksi yönünde bir irade belirtilmemiş ise geçerli olan hukuk kurallarıdır.Örnağin bir kira sözleşmesinde kira parası alacaklının kendisine şahsen ödenir ancak sözleşmede kira parasının ödenme şekli başka türlü kararlaştırılabilir.Bu tip kurallar kendi içinde ikiye ayrılır.

aa)Tamamlayıcı hukuk kuralları:Bu kurallar tarafların hukuki işlemlerinde düzenlemedikleri noktaları,tarafların olası iradeleri yerine geçerek tamamlar ve boşlukları doldururlar.Örneğin;Borçlar Kanunu 73.maddeye göre ,taraflar borcun yerine getirileceği yeri tayin etmemişler ise,alacaklının borcu ifa zamanında bulunduğu yerde borç ifa edilir.

bb)Yorumlayıcı Hukuk Kuralları:Bu kurallar hukuki işlem yapılırken tarafların kullandıkları ne anlama geldiği anlaşılamayan niyetlerini,beyan ve davranışlarını yorumlar.Örneğin;Borçlar kanunu 75.madde aybaşı ,ay ortası gibi zamanların ayın hangi gününe geldiğini açıklar.

1.3. Kanuna karşı hile

 

Kanuna karşı hile;emredici bir kanun hükmü ile yasaklanan amaca bu hükmün uygulanmasını bertaraf ederek ulaşmaktır.Örneğin;ehil olmayan bir kimsenin borç altına girmek için kanuni temsilcisinin izni gerekirken başka yollar ile bunu gerçekleştirmek kanuna karşı hile teşkil eder.

Kanuna karşı hilenin yaptırımı;yapılan işlemin geçersiz kılınmasıdır.Buna karşı aksi görüşlerde vardır.Bu olayı hakkın kötüye kullanılması olarak yorumlayan bazı hukukçular kanuna karşı hilenin yaptırımının hakkın kötüye kullanılmasına uygulanan yaptırımın aynısı olması gerekir görüşündedirler.

III.HUKUK KURALLARININ ÇEŞİTLİ GÖRÜNÜMLERİ VE BAŞLICA HUKUK SİSTEMLERİ

 

a) Pozitif Hukuk

Belirli bir ülkede yaşayan toplumu düzenleyen,yetkili organlar tarafından yürürlüğe konulan ve yürürlükte bulunan uygulana kurallardır.Müsbet hukuk da denir.

b)İdeal Hukuk (Doğal Hukuk)

Zaman içinde hukuk kuralları toplumun ihtiyacını karşılayamaz hale gelebilir.Toplumun ihtiyacını karşılayamayan ve dolayısı ile adalet ile örtüşmeyen yürürlükteki hukuk kuralının karşısında arzu edilen olması gerektiği düşünülen kurallara ideal hukuk (doğal hukuk) denir.Hukuk kurallarının değiştirilmesi gerktiğinde ideal hukukun amacına bakılır.Asıl istenen pozitif hukuk ile ideal hukukun birbirine yaklaşmasıdır.

c) Objektif Hukuk

Toplum yararını gözeten kurallar bütünüdür.Genellik taşır ve herkese uygulanır.Objektif hukuk kuralları belli bir toplumda yaşayanların aralarındaki her türlü hukuki iliţkiyi düzenler.

d)Sübjektif Hukuk

Kişilere toplumdaki eylemleri ile ilgili olarak objektif hukukun tanıdığı hak,yetki,hürriyet ve ayrıcalıkların bütünüdür.

1.1.BAŞLICA HUKUK SİSTEMLERİ

a) Roma-Germen Hukuk Sistemi

Bu hukuk sistemi,12.y.y da hukuku Roma Hukukunun esasları üzerinedir.Hukuk kuralları ahlak ve adaletin gelişmesine gerçekleşmesine yönelik davranış kuralları şeklinde oluşturulmuştur.Özellikle Medeni Hukuk alanında gelişmeler olmuştur.Kara Avrupası hukuk sistemidir.

b) CommonLaw Hukuk Sistemi

İngiltere’de krallık mahkemeleri hakimleri tarafından oluşturulan ve örf ve adete dayalı bir hukuk sistemidir.Kara Avrupasının Kanunlaşma hareketinden uzak kalınmıştır.Hakimlerin hukuku olduğu için judge law – case law da denilir.Yeniliklere kapalı bu sistemden yakınan kişilere krala başvurarak merhamet istemeleri ve tanrı aşkına hürmeten chanceller mahkemelerine başvurma hakkı getirilmiş ve equity law yani hakkkaniyet hukuku doğmuştur.

c)Sosyalist Hukuk Sistemi

Hukuk ekonomik ţartlara ve Marksist –Leninst doktrinde yer alan ekonomik düzene dayanır.Toplumun değiştirilerek yeni bir düzene geçilmesi amaçlanır.

d)Dinsel Hukuk Sistemi

Bu hukuk sistemi dini inançlara ve dini kurallara dayalıdır.Din kuralları aynı zamanda hukuk kuralıdır.

BÖLÜM –II HUKUKTA İRADE

 

1.1.İRADENİN BAĞIMSIZLIĞI İLKESİ

 

Insan kendi hürriyetini,kendi iradesi ile kısıtlayabilir.İnsanların aralarındaki hukuki işlemleri diledikleri gibi düzenleme husunda tanınmış genel ilkedir.İradenin bağımsızlığı ilkesi devlet baskısından korunarak iradenin özgürce açıklanmasını ister.İradenin bağımsızlığı aşağıdaki şekilde sıralanarak açıklanabilir.

a.       İrade adalet ve hakkaniyeti sağlama gücüdür.İnsan ancak kendi iradesini sınırlayarak borç altına girebilir.

b.      İradeyi sınırlayan kanun hakimiyeti değil,insan iradesinin açıklanması sonucu meydana gelen özel hukuk ve idare hukuku sözleşmeleridir.

c.       İnsan iradesinin meydana getirdiği sözleşme, sadece özel hukukun değil kamu hukukunun ve devletinde temelini teşkil eder.

1.2.SÖZLEŞME SERBESTİSİ İLKESİ

 

Bireylerin sözleşmelerini hür iradelarine dayanarak hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde bizzat düzenleme yetkisine sözleşme hürriyeti ilkesi denir.Borçlar kanunu madde19.Sözleşme serbsestisi ilkesi çeşitli anlamlarda kullanılır.Bunlar sırayla aşağıda gösterilmiştir.

1.2.1.Sözleşme yapma veya yapmama serbestisi:Kişiler akit yapıp yapmama konusunda hürdürler.Kimse sözleşme yapmaya zorlanamaz.Ancak,sosyal adalet ve ekonomik ihtiyaç gereği olarak kanunların kişilere akit yapma zorunluluğu yüklediği haller vardır.Elektrik kullanabilmek için yapılan abonman sözleşmeleri gibi.Ayrıca güdümlü ekonomilerde tüketim maddelerinin dağıtımı için akit yapma zorunluluğu vardır.Karne ile ekmek,un veya diğer gıda maddelerinin dağıtımı gibi.

1.2.2.Sözleşmenin diğer tarafını seçme ilkesi:Sözleşme yapmak isteyen kişi diğer tarafı belirlemek hakkına sahiptir.

1.2.3.Sözleşmenin tipini seçme serbestisi:Taraflar bağlanmak istedikleri sözleşmenin tipini seçme hakkına sahip olup yasada tanımlanmamış olsa dahi hukuk kurallarının esas amacını hiçe saymayan farklı tipte sözleşme düzenleyebilirler.

1.2.4.Sözleşmenin düzenlemesi serbestisi ilkesi:Sözleşme konusu hakkaniyete uygun ve borcun kaynağı bağımsız irade olduğuna göre taraflar sözleşmenin konusunu serbestçe genel ahlak ve kamu düzenine aykırı olmamak kaydıyla seçerler.

2.1.HUKUKSAL İŞLEM,HUKUKSAL OLAY ,HUKUKSAL EYLEMLER ve HUKUKSAL İŞLEMLERDE İRADENİN ROLÜ

 

2.1.1 Hukuksal eylem ve hukuksal olay

a)Hukuksal olay

Toplumsal yaţamda ve toplumu meydana getiren kiţilerin günlük yaţamlarındabir çok olay meydana gelir.Bunlardan kendilerine hukuki sonuç tanınanlarına hukuksal olay denir.Bir olayın hukuki olay olarak nitelendirilmesi için insan faaliyetinin sonucunda ortaya çıkması gerekmez.

İnsan faaliyetinin sonucunda hukuki sonuç doğuran olaylara hukuki fiiller ve hukuki işlemler denir.Hukuki eylem ve hukuki işlem dışında kalan insan davranışının dışında ortya çıkan hukuksal olaylarda vardır.Bunlara örnek;doğa oluşan olumsuzluk sonucu yapılan sözleşmelerin yerine getirilememesi yani,sel sonucu satılan ama teslim edilmeyen hayvanların ölmesi gibi olaylardır.

b)Hukuksal eylem

İnsan iradesi sonucu olan ve hukuk düzeni tarafından kendilerine hukuksal sonuç bağlanan olaylara hukuksal eylem denir.Hukuka uygun olamayan bir eylemin sonucu o eylemi yapan kişiyi sorumlu tutar.Hukuksal eylemler hukuka aykırı eylemler ve hukuki düzene uygun eylemler olarak ikiye ayrılır.Hukuka aykırı eylemler hukuk düzenini ihlal ettiği için hukuki sonuç meydana getirirler.İnsan iradesine dayanan bir hareket genel olarak bir hukuksal vazifeyi bozması sebebi ile hukuk düzeni tarafından onaylanmayan bir eylemse haksız fiil;borcun yerine getirilmemesi ise akde aykırılık ;yazılı bir hukuk kuralını ihlal ediyorsa kanuna aykırılık vardır.

Bir bakkaldan ekmek almak eylemdir.Bu ekmeği habersiz almanızda bir hukuksal eylemdir ve ceza hukuku açısından sorumluluk yükler.Ekmeği yeme tüketme ise Borçlar kanunun 41.maddesi gereği tazminat sorumluluğuna yol açan haksız fiildir.

c)Hukuksal iţlem

 

Bir ya da birden çok kişinin hukuki bir sonuç yaratmak amacına yönelmiş olan ve hukuk sayesinde o sonucu yaratabilen irade açıklamalarına hukuksal iţlem denir.Hukuk düzenin uygun gördüğü belirli bir hukuki sonucu elde etmek için irade açıklamasıdır.

Bir irade açıklaması ancak hukukun belli bir kuralı gereğince hukuksal sonuç yaratıyor olabilir.Örneğin,evli karı kocadan birinin seni boşuyorum demesi irade açıklamasıdır ancak hukuki sonuç doğurabilmesi için hukuki şekil şartlarının yerine getirilmesi şarttır.Özellikle borçlar hukuku açısından irade açıklaması önem taşır.

Hukuksal eylemlerde iradenin dışa açıklanması şart olmadığı halde hatta irade sözkonusu olmasa da hukuksal işlemlerde irade açıklanması şarttır.Hukuksal işlemler tek taraflı ve iki taraflı olamk üzere ayrıma tabi tutulabilirler.

Hukuksal işlemin tamam ve geçerli bir şekilde meydana gelmesi için bir tek kişinin irade beyanı yeterli geldiği takdirde o işlem tek taraflı hukuki işlem olarak adlandırılır.Vasiyetname düzenlenmesi gibi.bu tip işlemlerde iradenin sadece karşı tarafa ulaşması yeterlidir.

Bir hukuksal ilişkinin doğumu için bir tek irade beyanı yeterli olmayıp,birden çok irade beyanın birleşmesi gerekebilir.Bu takdirde iki veya çok taraflı işlemler olarak adlandırılan hukuksal işlemler ortaya çıkar.Bunlar sözleşmeler ve kararlar olarak ikiye ayrılırlar.Sözleşmeler;iki tarafın irade beyanı ile oluşturulur.Karar ise;belirli bir sonuç için birden fazla kişinin iradelerini aynı yöne yöneltmeleridir.

d)Hukuksal işlemin ögeleri

1.      İrade açıklaması

2.      Hukuki sonuç doğması

İrade beyanları ikiye ayrılır.Bunlar açık irade beyanları ve zımni irade beyanlarıdır.

İrade açıklaması: Bir kimsenin hukuki sonuç elde etmek için iradesini karşı tarafa bildirmek amacıyla iradesini dışa belli ettiren eylem ve davranışlarıdır.İrade açıklanması ile ilgili olarak çeşitli teoriler mevcuttur.İlk olarak ;irade teorisini açıklamak gerekir.İradenin bağımsızlığı ilkesinden esinlenilerek ileri sürülen bu teoride bir irade beyanı beyan sahibinin iç (açıklanmamış) iradesine uygun olduğu zaman geçerlidir.İkinci teori ise beyan teorisi;açıklanmış iradenin geçerliliği teorisi ticari güvenlik açısından uygun görülmüş ancak,beyana muhatap olan kimseyi fazla koruduğu için eleştirilmiştir.Üçüncü ve son teori ise;güven teorisi ise;bir irade beyanına muhatap olan kimsenin o beyana makul bir insan olarak verdiği anlama önem vermekle beraber,irade açıklamasına muhatap olan kimsenin değil fakat 3.kişinin makul bir insan olarak objektif bir biçimde o beyana vereceği anlam esas alınmaktadır.

Açık ve zımni irade açıklamaları:

a.       Açık irade beyanı:Anlamı beyan ve davranışlardan veya kullanılan kelime ve işaretler ile kolayca anlaşılabilen beyanlardır.İncelemeye ve beyan sahibinin amacını araştırmaya ihtiyaç yoktur.

b.      Zımni irade beyanı(Gizli irade ):Beyan sahibinin davranış biçiminden karşı tarafın iradesini sezmek yolu ile anlaşılabilen irade beyanıdır.

İrade beyanlarının diğer ayırım türleri ise şunlardır.

aa) Karşı tarafa ulaşması gerekli olmayan irade beyanları:Bu tür irade beyanları 3.kişiler tarafından tanınabilen bir şekilde açıklanmış olmaları halinde hukuki sonuç meydana getirirler.

bb) Karşı tara ulaşması gerekli irade beyanları :İrade beyanı ile elde edilmek istenilen hukuki sonucun meydana gelebilmesi için,irade açıklamasının belirli bir kişiye yöneltilmesi gerekir.Hazır olamyanlar arasında yapılan hukuki işlemlerde beyanın hukuki sonuç meydana getirmesi için onun karşı tarafın etki alanına girmesi gerekir.

2.2. HUKUKSAL SONUÇ DOĞURAN İŞLEMLERİN SAKATLIKLARI VE GEÇERSİZLİK TÜRLERİ

 

Hukuksal işlemin değerini etkileyecek eksiklikleri bulunan işlemlere sakat işlemler denir.Hukuksal işlemlerin sakatlığından söz edebilmek için irade bozukluğu veya hukuka aykırı davranışların bulunması gerekir.

İrade beyanındaki bozukluklar tek yanlı olabileceği gibi her iki taraflıda olabilir.İrade beyanında bulunma sırasında kişi bilerek bozuk irade beyanında bulunmuş ise Borçlar Hukuku ve Medeni Hukukta çok karşılaşılan kavram olan muvazzaa yapmış olur.Asıl hukuki işlemin dış dünyada bilinmesi istenmiyorsa bu işlemi gizlemek amacı ile başka bir işlem yapılır ancak esas olan gizli işlemdir.

İrade beyanında istemeyerek oluşan irade bozuklukları ise karşı tarafın veya beyanda bulunanın hatası sonucudur veya bilerek ve isteyerek yanıltılma(hile) sonucu iç ve dış iradenin uyumu bozulur.Bir diğer irade beyanın bozukluğu sebebi ise;ikrahtır yani tehdit altında istenmeyen hukuki işlemin yapılamsıdır.

2.2.1.Hukuka Aykırı Davranışların Doğurduğu Sakatlıklar:

 

Hukuki işlemin yapılış iradesinde herhangi bir sakatlık bulunmamakla beraber kanun aradığı biçimsel koşullara uyulmadığında amaçlanan hukuki sonuca varılması mümkün değildir.Bu durmda hukuka uygun olmayan bir yol ile hukuki sonuç elde edilemez.Gayrımenkul satışının şekil şart satışın tapu memurunun önünde yapılarak tapu siciline işlenmesidir.oysa taraflar bu işlemi noter vasıtası ile yaparlar ise gayrımenkul satışı gerçekleşmez ancak;gayrımenkulun satışının vaadi olarak değerlendirilebilir.Bu durumda amaçlanan satış işlemi noter vasıtası ile olduğundan geçersizdir.

2.2.2.Sakat Hukuki İşlemin Doğurduğu Sonuçlar

 

a)Yokluk:Bir hukuksal iţlemin ana ögelerinde belirgin sakatlıklar eksiklikler vardır.Bu yüzden hukuksal sonuş doğurmaları mümkün değildir.Bu tip işlemlerin ortadan kaldırılaması için yargı kararına gerek yoktur.Evlendirme memuru olmayan kişinin evlenme akdini yapması gibi.

b)İptali gereken işlemler veya Kesin geçersiz iţlemler:Kurucu ögelerin tümü olduğu halde önemli bir sakatlık vardır ve bu sakatlık giderilemeyecek ve herkes için var olacak bir geçersizlik ise böyle işlemler kesin geçersizdir.Bir diğer deyişle mutlak butlan ile batıldır ve yargı kararı ile ortadan kaldırılıabilir.Temyiz kudreti olmayan bir kişinin borç altına girmesi veya hukuki anlamda geçerli olan fakat kamu düzenini yok edici ţartlara sahip sözleţmeler geçersizdir.

c)İptal edilebilen işlemler veya Göresel geçersiz işlemler:Bu tip hukuksal işlemler iptali istenmediği sürece geçerlidirler.Hukukta nispi butlan olarak adlandırılırlar. Hata veya hile sonucu yapılmış bir sözleşme feshedilmedikçe geçerlidir.Bu işlemlerin iptaline yargı kendiliğinden karar veremez ancak işlemin iptali istendiği takdirde ve hukuki işlemin hata veya hileye düşülerek yapıldığı ispat edilirse iptal edilebilir.

d)Sonucu askıda kalan işlemler:Hukuki işlemin kurucu ögeleri tamalanmasına rağmen hukuksal sonucu engelleyici bir olayın bulunması yüzünden ,yöneldikleri hukuksal sonucu doğuramayan ancak sonradan çıkan hukuksal engeli düşürücü bir olay gerçekleştiğinde sözkonusu hukuksal sonucu işlemin başından beri doğurmuş duruma gelir. Temyiz kudreti olan ancak reşit olmayan kişinin yaptığı alım satım sözleşmesi gibi kanuni temsilcisi onay verdiği takdirde her zaman geçerlidir.

e)Aksak İşlemler :Bir hukusal işlem tüm ögeleri tamam olduğu halde bir taraf için hukuksal sonuç doğurmuyor ise aksak işlem veya topal işlem olarak adlandırılır.

2.3.HUKUKSAL İŞLEMLER VE EYLEMLERDE DÜRÜSTLÜK VE İYİ NİYET

2.3.1. Hukukta hakkın iyiniyetle kullanılması M.K.2.madde (Objektif iyi niyet)

 

Hukukun iyi niyet ve dürüstlüğe ilişkin kuralları genel olarak Medeni Kanun madde 2 ve madde 3 içinde yer alır.

M.K m.2’de belirtildiği gibi, bireyler haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken iyiniyet kurallarına uymakla zorunludurlar.Burada sözüedilen iyiniyet doğruluk ve dürüstlük yani objektif iyiniyettir.Burada aranan dürüstlük makul bir insanda aranan bir davranış şeklidir.Ölçüsü ise normal bir kişinin iç aleminde oluşmuş düşünceler değil,toplum tarafından o kişiden beklenilen davranışlardır.Örneğin yapılan bir sözleşmedeki hususlsrın yerine getirilmesi sonucu verilen söze uyulmasıdır.Bu şekliyle MK.2’de anlatılan iyi niyet güven ilkesinin sonucu olarak objektif ahlaka da uygundur.Kişiler haklarını kullanırken toplum tarafından benimsenmiş kurallara uymak zorundadırlar.Kişiler birbirleri ile girdikleri hukuki ilişkilerde doğruluk ve dürüstlük kuralına uygun bilgi vermekle yükümlüdürler.

Hakkın kötüye kullanılması: Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı biçimde kullanılmasına hakkın kötüye kullanılması denir.Kişinin kendine sağlanmış bir hakkı sosyal ve ekonomik çıkarları doğrultusunda saptırarak kullanması bu kavramın içine girer.Örneğin kişi maliki bulunduğu taşınmazın bahçe duvarını diğer komşularının yararlanmasını engelleyecek biçimde yüksek yaparsa bu davranışı hakkın kötüye kullanılmasıdır.Malik sıfatı ile bahçe duvarı yapmaya hakkı vardır ancak başkalarının haklarını hiçe sayarak dilediği yükseklikte duvar yapamaz.Bu durumda olumsuz etkilenen kişilerin dava yolu ile haklarını savunmaları tartışılmaz bir gerçektir.Hukuk bu şekilde kişinin haklarını kendi lehine genişletmesini engelleyerek zarar görenlerin zararını giderme yoluna gitmektedir.

2.3.2. MK.Madde 3 İyi niyet karinesi (Sübjektif iyi niyet)

Medeni kanun iyiniyet konusunda bir karine kabul eder.Bu karineye göre bir hakkın doğumu için iyiniyet şart olunan hallerde asıl olan iyiniyetin varlığıdır.Buna göre iyi niyetin varlığı farz olunduğu zaman buna hak kazanan kimse ayrıca iyi niyetli olduğunu ispatlamak zorunda değildir.Ancak burada bir ölçü vardır.Hakkı kazanan kimsenin kazanım anında iyi niyetli olmasıdır.Bunun anlamı şudur;hakkın doğumuna engel olan durumu bilmeyen ve kendisinden beklenen özeni gösterse dahi bunu bilemeyecek konumda olan kişideki mazur görülebilecek bilgi eksikliği veya yanlışlığıdır.Bir örnek ile açıklamak gerekirse;Gözlüğünü tamir için gözlük dükkanına bırakan A’nın gözlüğünü aynı dükkanda çalışan tezgahtar B,müşteri olarak gelen C’ye satıyor ve parasını da kendisi alıyor.Bu durumda gözlük dükkanından beğendiği gözlüğü almakta hür olan C başkasına ait malı aldığı halde iyi niyetlidir;çünkü malın özelliği gereği aldığı yer uygundur.Bu durumda A ancak gözlük dükkanı sahibinden zararının tazminini ister.Eğer C bu malı herhangi bir bakkaldan alsa idi iyi niyetinin korunması sözkonusu olmayacaktı.MK 3/2 ye göre olayın özelliğine göre beklenen özeni göstermeyen kiţinin iyi niyeti korunmaz.

BÖLÜM-III İNSAN HAKLARI VE HÜRRİYETİ

1.HUKUK KAVRAMI OLARAK KİŞİ VE TÜRK HUKUKUNDA KİŞİ ve KİŞİLİK

 

1.1. İnsan-Kişi Kavramı

Hukukun ve koruduğu düzenin başlıca varolma kaynağı insandır.İnsan ilişkilerini düzenlemek hukukun birinci amacıdır.Buna göre;

a)Her insan bir kişidir ve bundan dolayı hak ehliyetine,borç altına girebilme ehliyetine sahiptir.Din,dil.ırk ayırımı olmaksızın bu hakları kullanmaktadır.

b)Sadece insanlar benlik duygusuna haiz ve bilinçli olduklarından kişiliğe sahiptirler.

Hukukun temeli kabul edilen Roma Hukukunda kişi ve kişilik hukuku bugünkü anlamında değildir.Kölelik sistemi üzerinde köle kabul edilen bireyler hukuk ortamında vatandaş olarak dahi kabul edilmemişlerdir.Bu bireylerin hak ve borç altına girebilme ehliyetleri dahi yoktur.Roma vatandaşı olmanın şartı ev reisi olmak ve toprak sahibi olmaktır.Daha sonra köle veya esir olan alieni ijurisler ev reislerine pater familiaslara karşı gelerek bu düzenden kurtulmuşlar ve günümüz hukukunda bulunan kişi ve kişilik hakları kavramları tartışılmaya başlanmıştır.l776 Virginia Bildirgesi ve 1789 Fransız İhtilali bu oluşumun sonuçlarıdır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ise 10 Aralık 1948’de imzalanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul ve ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi adı ile de bilinen belgedir.Sözleşmede başlıca dokunulmaz ve üstün korumalı haklar sayılmıştır.Sözleşme 4 Kasım 1950 tarihinde Roma Anlaşması ile kabul edilmiş,3 Eylül 1953 tarihinde yürürlüğe girmiş TBMM tarafından 10 Mart 1954 tarihinde yasa ile onaylanarak kabul edilmiştir.Sözleşmeye göre başlıca insan hakları şunlardır.

Yaşama Hakkı

Yargılanma hakkı

İşkence yasağı

Düţünce özgürlüğü

1.2.Türk Hukukunda Kişi ve Kişilik

Medeni Kanunumuzun 8.maddesi kişinin medeni haklardan yararlanacığını bu kuralın istisnası olamayacağını belirtir.Henüz doğmamış çocuk,sağ doğmak kaydı ile hak ehliyetine sahiptir.Hak ehliyeti medeni haklardan yararlanma ehliyetidir.MK madde 8/2’de her kişi haklara ve borçlara ehil olmakta eşittir kuralını getirir.Kuralın istisnaları yaş gibi insan doğasından kaynaklanan istisnalardır.

Kişilik kavramı ise benlik ve bilinç sahibi olma şartlarını da eklediği için daha geniştir.Dolayısıyla kişinin sadece kendine ait özel yaşamı ile ilgili hertürlü sırrını yine kendisi bilme hakkına sahiptir.Bu hakka yapılacak hertürlü yasadışı girişimi engelleme hakkı vardır.Kişi sadece hak ehliyetine sahiptir.Kişilik kavramı ise içinde hak ehliyetinin yanısıra fiil ehliyeti ve kişilik hakları gibi değerleride saklar.

Türk Hukukunda kişiler ikiye ayrılırlar.Bunlar gerçek kişiler ve hukuk düzeninin zorunlu nedenlerle yarattığı tüzel kişilerdir.

Gerçek kişiler;insanlardır.Tüzel kişiler ise hukukun tanıdığı kağıt üzerinde mal veya insanların ortaklığı sonucunda kurulmuş hukuksal olarak kişi kimliği verilmiş kuruluşlardır.Gerçek kişilerin yaşam süreleri bazı hizmet ve görevlerin devamlılığı için kısadır.Bu yüzden işlerin devamlılığı için hukuksal olarak bu çeşit bir kişi kavramına ihtiyaç doğmuştur.

1.2.1.Gerçek Kişiler

 

1.2.2. Fiil Ehliyeti (Medeni Hakları Kullanma Ehliyeti)

Kişinin kendi davranışı ile hak sahibi olarak borç altına girebilmesi için aranılan ehliyettir.Bu ehliyete sahip olan kişi kendi yaptığı hukuki işlemlerle borç ilişkisi kurar,değiştirir veya ortadan kaldırır.Fiil ehliyeti çeşitli özel ayırımlar ve koşullara uygun olarak başka isimler ile karşımıza çıkar.Bunlara örnek olarak;sözleşme yapabilmesine ilişkin ise akit ehliyeti,dava takip edebilmesine ilişkin ise dava ehliyeti sıralanabilir.

1.2.3.Fiil Ehliyetine Sahip Olmak İçin Gerekli Koşullar

a.       Ayırt Etme gücü ::Kişinin makul suretle hareket edebilmesi,yaptığı eylemlerin sonucunu önceden öngörebilmesidir.Akıl iradesinin yeterli derecede gelişmesidir.Kişi belirli durumlarda temyiz kudretinden yoksun olduğu halde başka durumlarda sahip olabilir.Geçici akıl hastalığı veya sarhoşluk sonucu yaptığı hukuki bazı işlemlerinde ayırt etme gücü yok kabul edilir.

b.      Ergin Olma :Kişinin belirli bir yaşa gelmek suretiyle varsayılan olgunluğa eriştiği yaştır.Evlenme yaşı Medeni Kenunda belirlenmiştir veya sözleşme yapabilme yaşı bellidir.

c.       Kısıtlı bulunmamak veya kısıtlanmamak .Kısıtlı olma hali fiil ehliyetinin tamamen veya kısmen kaldırılmasıdır.Yasada belirlenrek kısıtlı olma haline karar verilir.Kısıtlılanmak halleri ise şunlardır.akıl hastalığı veya zayıflığı,israf hali,ayyaşlık suihal ve kötü iradedir.

1.2.4. Fiil Ehliyetine Sahip Olma yönünden Kişiler Dört Gruba Ayrılır

Tam ehliyetliler:Temyiz kudretine sahip,reşit ve akıllı olan kişilerdir.

Sınırlı ehliyetsizler:Ehliyetlerinin sınırlanması kendi menfaatleri ve dış etkilerden onları korumak içindir.Bu kişiler temyiz kudretine sahip ancak ergin olmayan mahcur kişilerdir.kendilerini borç altına sokan işlemleri ancak kanuni temsilcilerin izin,onay ve icazeti ile yapabilirler.İcazet borç altına girilen bir hukuksal işlemin kanuni temsilci tarafından sonradan öğrenilerek onaylanmasıdır.Kendilerini borç altına sokmayan işlemler için onay veya icazete ihtiyaçları yoktur.Bu kişiler kendisine yapılan bağışları koşulsuz olma şartı ile kabul ederler.Sınırlı ehliyetsizler vasileri aracılığı ile veya onayı ile dahi olsa bağış,kefalet akdi yapamaz ve vakıf kuramazlar.MK’nun yasak işlemler kapsamına giren hiçbir işlemi yapamazlar.MK madde 392 bu iţlemleri sayar.

Sınırlı ehliyetliler:Bunlar kendilerine kanuni müţavir tayin edilen kimselerdir.Tamamen hacir altına alınmalarına gerek yoktur ancak fiil ehliyetinden kısmen yoksun bırakılmaları menfaatleri için gereklidir.Kanuni müşavirin onayı olmadan MK 379.madde de sayılan işlemleri yapamazlar.Örneğin borç altına giremezler,senet veya çek gibi kıymetli evrak düzenleyemezler.

Tam ehliyetsizler:Bu kişiler temyiz kudretinden tamamen yoksun kişilerdir.Taraf oldukları hukuksal işlemlerin hiçbir geçerliliği yoktur.Bu işlemler yok sayılır.Sebep oldukları haksız fiillerdende sorumlulukları yoktur.Haksız fiilin unsurları olan irade ve bunun sonucunu öngörme yetenekleri olmadığından sorumlulukları olmamasına rağmen bazı hallerde hakkaniyet gereği istisna olarak bazı fiillerden sorumludur.Örneğin babasının arabasını çalan zengin bir akıl hastasının fakir birine çarparak ölümüne sebebiyet vermesi halinde hakkaniyet prensibi gereğince tazminat ödemeye mahkum olması gibi.Evlenmişler ise temyiz kudretinin yoksunluğu anlaşılıncaya kadar olan süre için evliliğin hukuki sonuçları ile bağlıdırlar.Bir vasiyet düzenlemiţlerse vasiyetname iptali talep edlinceye kadar geçerlidir.

1.2.5.Tüzel Kişiler

 

Kişi ve mal topluluklarına hukukun kazandırdığı anlamdır.Hukukun doğal ihtiyacı sonucunda doğmuşlardır.İnsan yaşamının sınırlı olması nedeni ile ticari ve sosyal yaşamın devamlılığı kesintiye uğrayamaz.Hukuk tekniği açısından her görevin bir sahibi olmamlı ve bu görevler devamlı olmalıdır.Eski Türk hukuk düzeninde de bu amaçla kurulmuş tüzel kişiler vardır ve bunlara vakıf adı verilir.

Tüzel kiţi; belli bir amacı gerçekleştirme amacı ile kurulmuş hukuken tanınmış bağımsız kişi veya mal topluluklarıdır.Tüzel kişilerin her şeklinin belli bir ortak amacı vardır.kazanç paylaşmak amacı ile kurulanlar şirketler ideal amaçlar için kurulanlar ise vakıflar veya derneklerdir.Tüzel kişiliğin niteliğini açıklamaya çalışan teoriler vardır.

a)Varsayım teorisine göre;ancak gerçek kişiler hak sahibi olabilme ehliyetine sahiptir.Pratik amaçlar için hak sahibi olma ehliyeti vardır.Dolayısıyla borç altına girebilme ehliyetleri yoktur ancak kanuni temsilci ile bu mümkün olur.Haksız fiil sorumlulukları yoktur.Çünkü temsilcinin haksız fiili temsili mümkün olamaz.

b)Gerçek kiţi teorisine göre ;mal veya insan tpoluluklarından oluşan varlıklardır ve gerçek kişilerden tek farkı bu kişilerin tüzük ile belirlenmiş sosyal bir yapıya dayanmasıdır.Hukuk düzeni bu kişilere hak ve fiil ehliyetine sahip olma hakkı tanımıştır.Haksız fiil sorumlulukları da vardır.Tüzel kişi için çalışan gerçek kişinin sebep olduğu haksız fiilden tüzel kişide sorumludur.Sadece insanlara tanınan haklardan yararlanamazlar.

1.2.6.Tüzel Kişilerin çeşitli kuruluş yöntemleri vardır:

 

a)İzin : Yetkili organın izni ile kurulması gerekir.Yasama veya idari organların iznidir.SSK ve bütün KİT’ler bu yönteme örnektir.

b)Tescil: Bu sistemde tüzel kişilik yetkili organ tarafından yapılan araştırma sonucu yürülükteki mevzuata uygun ise tescil ile kurulur.Ticaret Kanununa tabi ţirketler anonim,limited ţirketler buna örnektir.

c)Serbesti sistemi:herhangi bir izna gerek olamksızın serbestçe kurulabilirler.Örnek olarak tüzüğünde dernek olma amacını belirten bir dernek kurulmuş sayılır.

BÖLÜM-IV KAMU HUKUKU VE ÖZEL HUKUK

1. KAMU HUKUKU VE ÖZEL HUKUK AYIRIMI

 

Kamu hukuku yönetilenler ve yönetenler arasındaki ilişkileri düzenler.Özel hukuk ise bireyler arasındaki ilişkileri düzenler.

Kamu Hukuku ve Özel Hukuku birbirinden ayırmak için çeşitli teoriler ileri sürülmüştür.Bu teorilerden ilki menfaat teorisi;hukuk kuralının koruduğu menfaate göre ayırım yapar kişisel ise Özel Hukuka sokar devlet menfaati ise Kamu Hukukuna dahil eder .Ancak hem Özel hemde Kamu Hukuku için önemli olan hukuki işlemler konusunda açıklama getiremez.Vasiyet düzenlenmesi veya evlat edinme gibi Özel Hukuk işlemlerinin Kamu hukuku içinde de etkileri kişilerin statüleri açısından önem taşır.İkinci teori egemenlik teorisi;bir hukuk kuralının izlediği amaç kamu yararı içindir kişiler bu kuralları serbest iradelerine göre değiştiremezler diyerek Kamu Hukukunu üstün kılar.Üçüncü teori irade serbestisi teorisi; kişiler aralarındaki ilişkiyi kendileri düzenler.Emredici nitelite olan kurallar Kamu Hukuku kurallarıdır.Ancak bu teoride de unutulan emredici nitelikte bir çok Özel Hukuk kuralı da vardır.Dördüncü ve son teori eţitlik teorisidir;eşit durumda bulunan kişiler arasındaki işbirliğine dayanan hukuk kurallarını Özel hukuk düzenler,kişi ile devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen ise Kamu Hukuku kurallarıdır.Bu şekli ile ikisin,in birbirine üstünlüğü yoktur.

1.1.KAMU HUKUKUNA GİREN HUKUK DALLARI

1.1.1.ANAYASA HUKUKU

 

Devletin kuruluşunu yapısı,şeklini ve siyasi yapısını,organların görev ve yetkilerini tanımlayan hukuk dalıdır.Türk Hukukunda Anayasalaşma hareketleri 19.y.y’da başlamıştır.İlk anayasa örneklerinde kuvvetler birliği prensibinin baskın olduğu görülmekle beraber günümüz T.C.Anayasasında kuvvetler ayrılığı prensibi vardır.Buna göre;yasama,yürütme ve yargı erkleri birbirlerinden bağımsızdır.

Yasama görev ve yetkisi:T.B.M.M’nin yetkisindedir.Türk milleti adına yasa koyucu meclistir.

Yürütme görev ve yetkisi:Hükümet ve yetkili kıldığı organlardadır.Kamu hizmetlerinin yerine getirilirken anayasa ve yasalara uygun davranmakla yükümlüdür.

Yargı görev ve yetkisi:Yasa koyucu adına yürürlükteki yasalara uygun olarak yargılama yapar.

Anayasamızın temel ilkeleri aşağıda sıralanmıştır.

1-İnsan haklarına bağlılık

2-Milli Devlet olma

3-Demokratik Devlet

4-Laiklik

5-Herkes yasalar önünde eţittir.

6-Hukuk Devleti olma her durum hukuk kurallarına uygun sonuçlandırılmalıdır.

7-Sosyal Devlet ilkesidir.

Sosyal Devlet ilkesine göre devletin görevi;insan haysiyetine yaraşır hayat sürme hakkını sağlaması,sosyal adalet ve güvenceleri yerine getirmek,gelir ve servet eşitsizliklerine karşı önlemler almak,ekonomik olarak zayıfları korumaya yönelik çalışmak ve planlı ekonomi yapmaktır.

1.1.2.İDARE HUKUKU

 

Devlet idaresinin iţleyiţini,örgütleniţini,kamu hizmetlerinin görülmesini ve idarenin kiţiler ile olan iliţkilerini düzenleyen bu nedenle idari sözleţmeler yapan ve idarenin yargısal denetimini sağlayan hukuk dalıdır.

1.1.2.1.İdarenin İşlevleri

 

a) İdari faaliyet:Devletin örgütlenmesini,bu örgütlerin çalışmasını birbirleri ile olan ilişkilerini düzenlemek ve bundan doğan çekişmeleri çözmek işini idare hukuku kuralları belirler.İdarenin iki anlamı vardır;

Organ olarak idare,devletin yasama ve yargı organları dışında kalan örgütünü ifade eder.

Fonksiyon işlev bakımından idare;kişiler ve devlet arasınadaki ilişkileri düzenler.Süreklilik özelliği vardır.Her alanda toplumun ihtiyaçları için gerekli olan hizmetleri yerine getirir.İdarenin faaliyetleri Kamu Hukukuna tabi olmasına rağmaen Özel Hukuk işlemleri dolayısıyla da Özel hukuku kurallarına uymak zorundadır.İhtiyaç olan yerlerin kiralanması veya satın alınması gibi işlemlerde özel hukuk kuralları uygulanır.

b) Kamu hizmetlerinin görülmesi ve Kamu Yararı:İdari faaliyetin konusu kamu hizmetinin görülmesi,toplumun bu konudaki ihtiyacını karşılama ve kamu yararına yöneliktir.Bu görevleri kamu tüzel kişileri yapabileceği gibi idarenin ihale yolu ile görevlendirdiği özel teşebbüsler yapar.

c) İdarenin kiţilerle olan iliţkilerinin düzenlenmesi:İdarenin tek taraflı olarak kişiler ile olan ilişkilerini düzenleyen ve hukuki sonuç doğuran işlelerine idari iţlem denir.

İdarenin iki taraflı olarak yaptığı ve hukuki sonuç doğuran işlemlerine idari sözleşmeler denir.Bu sözleşmelerde kamu yararı esas alınmıştır.Bunlara örnek ,telefon abonman veya su abonman sözleşmeleridir.Ayrıca yine idarenin bazı Kamu hizmetlerinin görülmesi için özel hukuk kişileri ile yaptığı sözleşmeler vardır bunlara kamu imtiyazı sözleşmeleri denir.

d) İdarenin sorumluluğu:İdare kamu hizmetinin görülmesi sırasında idari işlemin yapılmasından veya yapılmamasından,uygulanması sırasında kamu hizmetini görmekle görevlendirdiği kişinin sebep olduğu haksız fiilden dolayı üçüncü kişilere vermiş olduğu zararlardan sorumludur.İdare ,kendi eylem ve işlemlerinden zarar görenlerin zararını tazminle yükümlüdür.

1.1.2.2.İdarenin örgütlenme ţekli

Kamu hizmetlerinin görülmesi açısından idarenin iki değişik yapısı vardır.Bu yapılanmalara yerinden yönetim ve merkezden yönetim adı verilir.Her iki yönetim şeklininde kendi içinde sakıncaları ve faydaları vardır.Anayasanın123.maddesine göre, idarenin kuruluş ve görevleri merkezden ve yerinden yönetim esasına dayanır.

a)Merkezden Yönetim:Kamu hizmetlerinin başkentten veya merkeze bağlı yetkili makam ve görevliler tarafından görülmesi için mali olanakların merkezde toplanmasıdır.Bu yapılanmada idare örgütü tekdir.

Merkezden yönetimin faydaları aşağıdaki gibi özetlenebilir.

Devlet idaresi ve uygulamasında birlik vardır.

Yerel etkilerden uzaklaşıldığı için objektif ve tarafsızdır.

Mali ,teknik ve insan gücünün kamu hizmetlerinin devamlılığı yönünden daha kolay bulunma imkanı vardır.

Merkezden yönetimin sakıncaları ise şunlardır.

Yerel ihtiyaçların yerinden izlenmesi zordur.Bu nedenle halkın iradesinden uzaklaşılır.

Siyasi baskılar fazlalaşır.

Anayasanın 126/2.maddesindeki yetki genişliği ilkesi ile bu sakıncaların giderilmesi amaçlanmaktadır.

b)Yerinden Yönetim:Yerinden yönetim; yerel nitelik taşıyan bazı hizmetlerin merkez yönetiminden alınarak farklı yörelerde ikamet eden halkın kendi aralarından seçtikleri yerinden yönetim tüzel kişisine verilmesidir.Yönetim ve mali bütçe açısından özerktir.İdari vesayet ve idari denetim kullanılarak denetlenir.Mali olarak Sayıştay tarafından denetlenirler.Yerel yönetimler ikiye ayrılır.Yer yönünden yerel yönetimler yani belediye ,köyler gibi;hizmet yönünden yerel yönetimler bunlarda üniversiteler,TRT,KİT’lerdir.Yerinden Yönetiminde fayda ve sakıncaları vardır.

Yerinden yönetimin faydaları şunlardır.

Demokrasiye uygun olarak halkın iradesine uyum vardır.

Merkezden bağımsız olduğundan emir ve siyasi iradenin baskısından uzaktır.

Kararlar halkın seçtikleri tarafından alındığından ihtiyaçların karşılanması daha kolaydır.

Yerinden yönetimin sakıncaları ise şunlardır.

Aşırı bağımsızlık nedeni ile yerel yöneticilerin yakınlarını kayırma tehlikesi başlar ve hizmetlerde eşitsizlik ortaya çıkar.

Mali olanakların bulunması zordur.dolayısı ile az gelişmiş bölgeler artarak bölgeler arası dengesizlik başlar.

1.1.2.3. İdarenin Denetimi

İdare yargısal denetime tabidir.idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.İdari uyuşmazlıklar idare mahkemelerinde ve üst yargı organı olan Danıştayda,mali uyşmazlıklar ise Sayıştayda çözümlenir.

1.1.3.MALİ HUKUK

 

Kamu hizmetini görmek için devletin örgütlenmesi,personel çalıştırması ve malzeme tüketmesi gerekir.Bütün bunlar için devletin para sağlaması ve bu yüzden gerekli işlerin yapılması mali hukukun konusudur.Kamu hizmeti toplumun ortak ihtiyaçlarını karşılamak için yapılır.Bu ihtiyaçların karşılanması ancak kamu kuruluşları tarafından organize edilir.Devlet bu organizasyonu sağlıklı olarak yürütmek için harcayacağı parayı bulmak zorundadır.Bu parayı bulma görevi idareye aittir.Mali Hukuk devletin gelir ve giderlerini konu alan hukuk dalıdır.Üç bölüme ayrılır.

a)Kamu gelirleri

b)Kamu giderleri

c)Bütçe ve kamu borçlarıdır.

1.1.3.1. Kamu Gelirleri

 

Devletin ve diğer kamu kuruluşlarının gelir sağlamak amacıyla elde ettikleri bütün ekonomik değerlerdir.Bu değerler vergi koyma yetkisi ile sağlanan ve özel ekonomik işlerden sağlanan gelirlerdir.Bunlar vergiler,harçlar ve resimlerdir.

a)Vergi:Devlet veya diğer idari makamların,gerçek ve özel bazende kamu hukuku tüzel kişilerinden,bunların ödeme gücü ile orantılı olarak otorite yolu ile kesin olarak ve belli bir karşılık gösterilmeksizin istenen paradır.Vergi asıl olarak para bazı durumlarda mal veya eşya olarak da ödenir.Dolayısıyla verginin kısaca karşılğı belirlideğildir,zorla devlet gücü ile alınır.Vergi veren kişilere mükellef adı verilir.Mükellef yürürlükteki yasalar uyarınca kendisine borç yükletilen kişidir.Verginin toplanmasında Devlet adil omak ve dengeyi sağlamakla yükümlüdür.

Vergi Türleri

Vergi çeşitli ayırımlar ile sınıflandırılabilir.Vasıtalı(dolaylı),vasıtasız(dolaysız) veya şahsi,gayrışahsi vergiler gibi çeşitli ayırımlar vardır.

Vasıtalı vergi belli bir kazanca göre orantılanmayan devletin her mal veya hizmet için ödenmesini şart koştuğu ve bedelin içinde yer alanvergidir.Örneğin KDV

Vasıtasız vergi ise;belli oran ile mükelleften alınan vergiye konu olan şey üzerinden ayrıca beyana göre alınan vergidir.

Ţahsi vergiler:Ekonomik ve toplumsal koşullara uygun olarak alınan vergilerdir.Gelir vergisi veya veraset ve intikal vergisi gibi vergiler örnek gösterilebilinir.

Gayrışahsi vergiler:Mal,eşya ve gelir üzerinden mükellefin kişisel durumu gözönünde tutulmaksızın(evli-bekar,çocuklu-çocuksuz…)tek tek alınan vergilerdir.Bina,arazi ve ücretlerden alınan vergiler en yaygın görülen örneklerdir.

Bu ayırımların dışında özel ve genel olarakda sınıflandırma yapılması mümkündür.

Özel vergiler;bir kaynaktan sağlanan gelir veya irattan alınan vergilerdir.Bir yazarın yazdığı kitabından telif ücreti alması,bir kişinin gayrımenkulunu kiraya vermesi sonucu olan kazançlarının vergilendirilmesi özel vergi türüne girer.

Genel vergiler;mükellefin sahip olduğu tüm mal ve haklardan sağladığı toplam kazancından alınan vergilerdir.

Dayandıkları kaynaklara göre vergiler aşağıdaki şekilde sınıflandırılır.

Gelir Vergisi:Mükellefin elde ettiği gelir üzerinden alınan vergidir.Ticari faaliyet ,servet artışları ve değer artışlarından doğar.Bu vergiler gayrısafi gelir üzerinden hesaplanır ve yapılan harcamalar sonradan uygunluğuna göre düşürülür.

Servet Vergileri: Kişinin malvarlığındaki (taşınır-taşınmaz malları) mal ,para ve haklarından bunların değeri ve sayısı gözönüne tutularak alınan vergilerdir.

Gider Vergileri:Bir mal veya hizmetin üretilmesi ,el değiştirmesi veya tüketilmesi sonucu alınan vergilerdir.K.D.V gibi.

b) Harçlar:Devletin belirli bir faaliyet için yaptığı harcamalara bu faaliyetten faydalanan kişinin belli oranda katılmasını sağlamak amaçlı kamu geliridir.Dava açan kişinin ödediği dava harcı buna örnektir.

c) Resimler:Belirli bir işin yapılmasına ilişkin izin veya yetki verilmesi karşılığında alınan bedeldir.Damga resmi gibi.

1.1.3.2.Kamu Giderleri

Kamu hizmetinin görülmesi için kamu kuruluşlarının bütçelerinden ayrılan harcamalardır.Ayrıca kamu iktisadi teşebbüslerinin kurulması,zarar edenlerin zararlarının kapatılması için yapılan yatırımlarda kamu giderleri kaleminde yer alır.

1.1.3.3.Bütçe ve Kamu Borçları

Devlet bütçesi; bir yıllık dönemde devletin gelir ve giderlerini gösteren ve yasama organı tarafından çıkarılan bir belgedir.Bütçe ile devlet tarafından yapılacak üretim ve bunun dışındaki ekonomik ve mali amaçların gerçekleştirilmesine ilişkin sorunların çözümü amaçlanır.Özel Hukuk gerçek ve tüzel kişiler veya Kamu Hukuku tüzel kişileride yaptıkları faaliyetler için yıllık bütçeler düzenlerler bunlarında düzenleniş şekilleri devlet bütçesine benzer.

Kamu Borçları;Devlet topladığı vergilere rağmen bazı hallerde daha fazla gelire ihtiyaç duyabilir.Bu durumda Devlet borçlanma yoluna gider tahvil ve hisse senedi çıkararak halktan para toplamasına iç borçlanma,dış kaynaklardan borçlanmasına ise dış borçlanma denir.

1.1.4.DEVLETLER HUKUKU

Devletler Hukuku ,genel olarak devletlerin ve uluslar arası kuruluşların birbirleri ile olan ilişkilerini düzenler.Bağımsız devletlerin yanında bağımsızlıkları sınırlı veya devlet sayılamayan toplulukların ilişkilerinin düzenlenmesi de bu hukuk dalının konusudur.Devletler Hukukunun başlıca kaynakları uluslararası andlaşmalar,uluslarası gelenek kuralları ve hukukun genel ilkeleridir.Ayrıca uluslararası yargı kurumlarının kararlarıda kaynaktır.Uluslararsı hukukun yaptırımları düzenlediği konunun içeriği bakımından iç hukuk kuralları kadar etkili değildir.İç hukuk kurallarınıngücü devlet otoritesi ile sağlanırken uluslararsı hukuk için bu şekilde yetkin bir otorite yoktur.

1.1.4.1.Devletin Tanımı

Devlet belirli bir ülkede yaţayan,devlet otoritesine tabi örgütlenmiş ve tüzel kişiliğe sahip insanlar topluluğudur.Bu tanımı unsurlara ayırırsak devlet olmanın gerekleri aşağıdaki şekilde sıralanabilir.

Ülke;insan topluluğunun üzerinde yaşadığı toprak parçasına verilen addır.Ülke yok ise insan topluluğunun devlet olması düşünülemez.Ülke kavramının içinde kara sahası,hava sahası ve su sahası-karasuları vardır.

İnsan topluluğu;devletin meydana gelebilmesi için ülke toprakları üzerinde yaşayan insan topluluklarına ihtiyaç vardır.

Devletin tüzel kişiliği;hukuk teniği açısından devlet kendini oluşturan bireylerden ayrı olarak yeni bir kişilik meydana getirir.Bu kişilik ile devletin devamlılığı sağlanmış olur.

Devletin kudreti(egemenliği);Devletin var olması için şart olan unsurlardan biridir.İnsan topluluğunun devleti meydana getirebilmesi için otoriteye ihtiyaç vardır.Ülkede barış ve güven ortamı ve yasalara saygılı yaşamayı devletin otoritesi sağlar.

1.1.5.CEZA HUKUKU

Ceza Hukukunu objektif ve sübjektif yönleri ile incelemek gerekir.Objektif ceza hukuku,toplum düzenini ve menfaatini bozan eylemler ile bu eylemleri yapanlarauygulanacak yaptırımları düzenleyen hukuk kurallarıdır.Sübjektif ceza hukukuda Devletin suç işleyenleri cezalandırma hakkıdır.Ceza Hukuku üç büyük bölümden oluşur.Bunlar a)Ceza yaptırımı gerektiren suçlar b)Suçlara uygulanacak cezalar c)Yaptırımlara ilişkin kurallardır.

1.1.5.1 Ceza Hukukunun Önemi:

Ceza Hukukun önemi birkaç şık ile özetlenebilir.

a)Suç iţlenmesini önlemeyi amaçlar

b)Ceza korkusu ile hukuka aykırı hareketlerden vazgeçirmeyi amaçlar.

c)Ceza yargılamalarında ve diğer yargılamalarda hakimlerin keyfiyetini engeller.

d)suç kavramı nedeniyle toplumda meydana gelen korku ve endişeyi ortadan kaldırmayı amaçlar.

1.1.5.2.Ceza Hukukuna Hakim Olan İlkeler:

 

a)Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi:Bu ilkeyi iki kısma ayırarak incelemek gerekir.Buna bu ilke suçta kanunilik ilkesi ve cezada kanunilik ilkesi olarak ikiye bölünür.

Suçta kanunilik ilkesi: Bu ilkeye göre yasada suç olarak tanımlanmamış bir eylem için ceza verilemez.hakim yasada sayılmayan eylemleri suç kapsamında değerlendirerek kimseye ceza veremez.

Cezada kanunilik ilkesi: Kanunun suç saydığı eylemlere ancak kanunda yazılı ceza verilebilir.Bir eylem için yasada ceza verilmemiş ise o eylem suç olarak nitelendirilemez.Türk Ceza Kanunun 1.maddesi bu konuyu açık olarak belirtmiţtir.

Suç kavramının unsurları sırasıyla şöyledir;suç bir davranıştır ve bu davranış hukuka aykırı ve kusurludur.Bu unsurları tek tek incelemek gerkirse;

Davranış:Suç bir davranıştır ve bunun sonucunda ceza kanununda sayılan bir eylem oluşmuşsa suç iţlenmiţtir.

Hukuka aykırılık:Ceza kanunda gösterilen haklı sebebe dayanmayan bir davranışın gerçekleşmesidir.

Kusur:Davranış kusurlu olmalıdır.Kusur,bir kimsenin iradesi ile bilinçli olarak hukuka yakırı davranmasıdır.Bu davranış ile toplum tarafından tepki görür.

b)Ceza Hukuku kuralları geçmişe etkili değildir:Eski tarihli yasanın suç saymadığı bir eylem için yeni yasanın suç olarak kabul etmesi o davranışı yapana ceza verilmesini sağlamaz.Yeni tarihli yasa ancak suçlu yararına hükümler taşıyor ise uygulanır.

c)Yasayı bilmemek mazeret sayılmaz:Bir eylemin suç olup olmadığını bilmemek mazeret değildir.Bir yasanın yayınlandığı günden sonra bilindiği kabul edilir.

d)Ceza kanunlarının yer itibariyle bir kişi bakımından uygulanması: Bu konuda iki ayırım vardır.Şahsilik ve mülkilik ilkeleri diye adlandırılır.

Ţahsilik ilkesi;bir kimsenin suç işlediği ülkenin neresi olduğuna bakılmaksızın vatandaşı olduğu devletin ceza yasasının o kimse hakkında uygulanması demektir.Bu ilkenin bu gün bir geçerliliği kalmamıştır.

Mülkilik ilkesi;bir suç hangi ülkede işlenmiş ise suç işlyenin vatandaşlığına bakılamdan o ülkenin ceza kanunun uygulanmasıdır.

Ceza kanunları suç işleyene zorunlu olarak uygulanır.Dokunulmazlıklar bu konuda geçici istisnalar getirir.

2.1.ÖZEL HUKUKUN DALLARI

 

Türk Hukukunda özel hukukun gelişimi üçdevereye ayrılır.

a)Osmanlı İmparatorluğu zamanında özel hukuk alanında fıkıh düzeni egemendi.İnsanın dünya ,ahiret ve diğerleri ile ilişkilerini de uygulanan dinsel kaynaklı bir düzendi.Fıkıha ait dört kaynak vardı.İlki Kuran;sosyal hayattaki kurallar ile ilgili hükümlerde içermektedir.İki sünnet; Peygamberin sözlerinin yorumu ilr oluşan hukuk kurallarıdır.Üç ilk iki kaynağı esas alan ilmi görüşler icmadır.Dört ve son olarak kıyas yani benzetme yolu ile Kuran ve sünnette açık olmayan ve öngörülmemiş boşlukların tamamlanmasıdır.Bu kurallar sadece müslüman tebaya uygulanmış diğer dinlere üye tebayada kendi din kuralları uygulanmıştır.

b)Tanzimat devri hukuk alanında hukuk kurallarının yazılı olması gerektiği ihtiyacından yola çıkılarak kanunlaşma hareketi başlamıştır.Tek hakim hukuk arayışının başladığı devirdir ve ilk örnek Mecelledir.Yalnız Mecelle sadece mallar borçlar ve davalarını içermektedir. aile ve miras gibi diğer sorunlara fıkıh ile çözüm getirilmeye devam edilmiţtir.

c)Cumhuriyet dönemi;ise yasalaşma hareketinin en hızlı yaşandığı dönemdir.Osmanlı İmparatorluğunun fıkıh düzenine bağlı hukukundan ayrılarak yeni, çağdaş,laik ve demokratik hukuk kurallarına ihtiyaç doğmuştur ve bu dönemde bir Medeni Kanun tasarısı hazırlanmaya başlamış fakat uzun süreceği anlaşıldığından ve ihtiyaçların ivediliğinden dolayı o dönemin en yenisi ve çağdaşı olan sosyal adalet ilkesine önem veren İsviçre Medeni ve Borçlar Yasaları çevrilerek kabul edilmiştir.

2.1.1.MEDENİ HUKUK

Medeni Hukuk kişiliğin elde edilmesinden,sona ermesine kadar geçen süre içinde ,ticari faaliyetler dışında kalan özel ilişkileri içine alan geniş kapsamlı bir hukuk dalıdır.4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu medeni hukukun yazılı kaynaklarıdır.

2.1.1.1.Medeni Hukukun Dalları

a.       Kişilik Hukuku:Medeni Kanunun 8-81.maddelerini kapsar.Kişinin tanımı daha önce verilmişti.Kısaca;kişi,haklarına sahip olabilen ve borç altına girebilen kimsedir.Kişinin hukuku,kişiliğin kazanılması,korunması ve özel hayat gibi kavramları açıklar.

b.      Aile Hukuku:Kişilerin aile içindeki diğer bireyler ile olan ilişkilerini düzenler.Nişanlanma,evlenme,boşanma,karı-koca malları ile ilgili hükümler,evlilik hukuku,velayet vesayet gibi konular bu hukuk kapsamına girer.

c.       Miras Hukuku:miras ölümden sonra vefat eden murisin mallarının, alacak ve borçlarının kime geçeceğini belirler.miras hukukuna göre murisin tüm malvarlığı külli halefiyet yolu ile mirasçılarına geçer.Kanun mirasçıların kimler olduğunu belirler. Ayrıca murisinde vasiyet gibi ölüme bağlı tasarrufu ile mirasçı olarak tayin ettiği kimselerde olması Miras hukukuna göre mümkündür.Ölüme bağlı tasarruf;bir kimsenin ölümündensonra hüküm veya sonuç oluşturacak olan tasarruflarıdır.

d.      Eţya hukuku:Kiţilerin taţınır ve taşınmaz malları üzerindeki ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarıdır.üç kısımda incelenir.Mülkiyet, ayni haklar ,zilyetlik ve tapu sicilidir.

2.2.BORÇLAR HUKUKU

Özel Hukukun en önemli kısmını oluşturan Borçlar Hukuku, kişiler arasındaki borç ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır.Borç ilşkisi; bir yanda borçlu diğer yanda alacaklının yer aldığı bir hukuksal durumdur.Bu ilişkiye dayanarak alacaklı borçludan belirli bir davranış,edim tavır ve hareket ister.Borçlu ise yine aynı ilişki sebebiyle alacaklının isteği doğrultusunda borç konusunu yerine getirmekle sorumlu olur.Borç bağıntısı ile bir kişi diğer kişi karşısında bir edimi yerine getirmekle sorumludur.Borç ilşkisinin üç unsuru vardır.Alacaklı,borçlu ve borç konusudur.Borçlar Hukuku iki bölüm halinde incelenir.Birinci bölümde genel hükümler ve borçların kaynakları verilir.İkinci bölümde özel borç ilişkileri verilir. Borçların oluşum bakımından üç kaynağı vardır.Bunlar sırasıyla;hukusal işlemlerden doğan borçlar,haksız fiilden doğan borçlar ve haksız iktisap(kazanım) veya diğer bir deyişle sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlardır.Borçlar Kanununda özel borç ilşkilerinin yer aldığı son bölümde çeşitli sözleşmeler ve bu sözleşmelerden doğan borç ilişkileri anlatılır.

2.2.1.Hukuksal İşlemlerden Doğan Borçlar ve Sözleşmeden Doğan Borçlar

 

Hukuksal bir sonuç doğurmak üzere irade açıklamasında bulunmak suretiyle yapılan ve bu nedenle de bir alacak borç ilişkisi doğuran hukuksal işlemler (sözleşmeler,akit,mukavele) en yaygın borç kaynağıdır.Başka bir deyişle tarafların alacak-borç ilişkisinden oluşan bir hukuki sonucu elde etmek amacıyla birbirleri ile uyuşan karşılıklı irade açıklamalarıdır.Sözleşme,bir tarafın bir şeyi teklif etmesi yani icap diğer tarafın kabul etmesi yani kabul ile kurulur.sözleşmeden doğan bir borç olablmesi için tarafların iradelerini serbestçe açıklamalrı ve baskı unsurlarının bulunmaması gereklidir.Serbest ve gerçek iradeye uymayan sözleşmeler batıldır.Sözleşmelrin geçerli olmasının diğer koşulları da kanunda belirtilmesi halinde yazılı veya resmi şekle uygun olmasıdır.Örneğin kefalet sözleşmesi ancak yazılı olarak yapıldığında geçerlidir.taşınmaz satışı ile ilgili bir sözleşmede ancak tapu siciline tescil ettirir ise geçerlidir.

 

Özel Hukukun en önemli kısmını oluşturan Borçlar Hukuku, kişiler arasındaki borç ilişkilerini  düzenleyen hukuk dalıdır.Borç ilşkisi; bir yanda borçlu diğer yanda alacaklının yer aldığı bir hukuksal durumdur.Bu ilişkiye dayanarak alacaklı borçludan belirli bir davranış,edim tavır ve hareket ister.Borçlu ise yine aynı ilişki sebebiyle alacaklının isteği doğrultusunda borç konusunu yerine getirmekle sorumlu olur.Borç bağıntısı ile bir kişi diğer kişi karşısında bir edimi yerine getirmekle sorumludur.Borç ilşkisinin üç unsuru vardır.Alacaklı,borçlu ve borç konusudur.Borçlar Hukuku iki bölüm halinde incelenir.Birinci bölümde genel hükümler ve borçların kaynakları verilir.İkinci bölümde özel borç ilişkileri verilir. Borçların oluşum bakımından üç kaynağı vardır.Bunlar sırasıyla;hukusal işlemlerden  doğan borçlar,haksız fiilden doğan borçlar ve haksız iktisap(kazanım) veya diğer bir deyişle sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlardır.Borçlar Kanununda özel borç ilşkilerinin yer aldığı son bölümde çeşitli sözleşmeler ve bu sözleşmelerden doğan borç ilişkileri anlatılır.

 

Borç Kavramı:Bir borç ilişkisinin varlığından söz edebilmek için alacaklı ve borçlusu ile ediminin belli olması hiç değilse tayin edilebilir olması gereklidir.Diğer bir deyişle alacaklı,borçlu ve edim yani borcun konusu borç ilşiğinin zorunlu unsurlarındandır.Bunlardan herhangi birinin eksik olması halinde borçlar hukuku anlamında borç ilşiği oluşmaz.Borcun zorunlu unsurları aşağıda açıklanmaktadır.

 

Alacaklı:Bir borç ilişkisinde borç konusu edimin yerine getirilmesini talep hakkına sahip olan kişidir.İlişkinin aktif süjesini meydana getirir.Borç ilişkisi sonucunda malvarlığının aktifinde artma meydana gelir.

 

Borçlu:Borç ilişiğinde alacaklıya karşı bir edimi yerine getirmeyi yüklenmiş olan tarafa denir.Sözkonusu ilişiğin pasif süjesini oluşturan kişidir.Edimin yerine getirilmesini yüklenme ile borçlunun malvarlığında azalma olacağından borç pasif kısımda yer alır.

 

Edim: Borçlunun alacaklıya karşı vermekle,yapmakla veya yapmamakla veyahutta katlanmakla yükümlü bulunduğu şeye veya hususa denir.Edim ekonomik ve maddi bir değer taşıyabileceği yani para ile ölçülebilen ekonomik bir değere sahip olabileceği gibi bir şeyi yapmaya taahüt etmek veya yapmamayı yüklenmekte olabilir.Buna örnek bir konferans vermeyi taahüt etmek veya komşuları rahatsız etmemek borcu gibi.

 

2.2.2.Haksız Fiilerden ve Haksız Fiil Benzerlerinden Doğan Borçlar:

 

Borçlar Kanunun 41.maddesinin 1. fıkrasında; bir kimse, kasden veya ihmal ve kusur yahut tedbirsizlik ile haksız olarak diğer kimseye zarar verirse o zararın sonuçlarını tazmine zorunlu olduğu belirtilmiştir.Buradanda anlaşılacağı gibi haksız fiiller bir giderim yani tazminat borcu doğurmak sureti ile borç ilişkilerinin bir diğer kaynağını oluştururlar.Haksız fiil nedeniyle bir kimsenin borç altına girebilmesi için ;a) Hukuka aykırı bir fiil işlemiş olması; b)Bu fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıracak bir durumun bulunmaması ;c)sözkonusu fiilden bir zararın meydana gelmesi;d)Fiil ve zarar arasında  nedensellik bağının bulunması;e)Kusurlu olması gerekir.Ancak bazı sorumluluk hallerinde kusursuz sorumluluk hallerinde kusur şartı aranmaz.

 

Borçlar Kanununda teknik olarak haksız fiil olmamakla beraber giderim borcunun doğumuna yol açan bazı durumlarda düzenlenmiştir.Bunlara haksız fiil benzerleri demek daha doğru olur.Bunlar ıztırar hali BK madde 52/II , hayvanlar(BK 56),bina ve inşa eserlerinin(BK 58) sebep oldukları zararlardır.Bu zararların giderilmesi açısından borç kaynağıdırlar.Burada sözkonusu zararların giderim borcu bulunmakla beraber bu borca konu olan fiiller hukuka aykırılık teşkil etmemektedir.Örneğin ıztırar halinde ;bazen insanlar içinde bulundukları tehlikeli durumlarda bu durumu engellemek için bir başkasının mal varlığına zarar verebilirler  yani bir kişi yaşamını kurtarmak için bir başkasının kapısını kırarak kaçmak zorunda kalabilir bu şekildeki eylemi hukuka aykırı olmasa dahi verdiği maddi zararı giderme sorumluluğu altındadır.Başka bir örnekte ise bir çiftçinin sahip olduğu hayvanlar başka bir çiftçinin ekim alanını zarara uğratırsa zarar uğrayan kişi hayvanların sahibinden zararının tazmini isteme hakkına sahiptir .Halbuki bu olaydan hayvan sahibinin haberi olmayabilir ve aldığı her önleme rağmen sözkonusu olay gerçekleşmiş olabilir.Bu tipte zararların sonucunda kişilerin arasında bir borç ilişkisi zararın giderilmesi anlamında doğmaktadır.

 

2.2.3.Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borçlar:

 

Sebepsiz zenginleşme veya bir diğer anlamı ile haksız kazanımdan doğan borçlarda bir malvarlığının diğer malvarlığı aleyhine,hukuken makul bir neden bulunmaksızın zeginleşmesi artmasıdır.Borçlar Kanunun 61.maddesi sebepsiz zenginleşmenin iade borcuna yani bir borç ilikisinin doğumuna yol açtığını açıkça belirtmektedir.Sebepsiz zenginleşme dolayısıyla iade borcundan söz edebilmek için şu şartların oluşması zorunludur.a)Bir malvarlığının aktifinin artmasına karşılık diğer malvarlığının azalması yani fakirleşme durumunun olması;b)Bu artışın hukuken geçerli bir nedene dayanmaması;c)Bu artış ve azalma arasında nedensellik ilişkisinin bulunması gereklidir.   

 

2.3.TİCARET HUKUKU

 

Kişiler arasındaki ticari ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır.Ticaret hayatının büyük bir hızla gelişmesi ve bununla beraber kendine özgü örf ve teamüllerin ortaya çıkması ile birlikte bu alana özel yasal düzenlemelerin yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.Bir çok ülke bu düzenlemelerin Borçlar Kanunda olduğunu kabul ederken Türk Hukukunda da bu beraberlik kabul edilmiş ve Ticaret Kanunun 1.maddesinde bu kanunun Medeni Kanun ile sıkı şekilde bağlı olduğunu belirleyen’’Medeni Kanunun ayrılmaz parçası olan bu kanun ‘’yazımını kullanmıştır.Ticaret Kanununa göre Ticaret Hukuku şu bölümlere ayrılmaktadır.

1.Ticari İşletme Hukuku

2.Ticaret Şirketleri Hukuku

3.Kıymetli Evrak Hukuku

4.Deniz Ticareti Hukuku

5.Sigorta Hukuku ve

henüz yeni gelişmekte olan Hava Hukukuda sayılabilir.

 

Geniş anlamı ile Ticaret Hukuku;ticari işletme ve ticari işlerle ilgili olan ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır.

 

 

 

2.3.1.Ticari İşletme Hukuku

 

Emek ve sermayenin belli bir ticari maksat için biraraya gelmesi ile ticari işletme kavramı ortaya çıkar.Ticaret yapmak ve bundan devamlı surette ekonomik çıkar sağlayan işletmeler  ticari işletmelerdir.

 

İktisadi faaliyeti parasal sermayeden çok bedensel çalışmasına bağlı ve ancak geçimini sağlayacak kadar kazanan kişilere esnaf denir.Terzi ve berber esnaftır.Ancak diktiği elbisenin kumaşınıda satan kişi tüccar terzidir ve tacirdir.Tacir;bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsedir.Bir fabrika veya diger ticarethaneler Ticaret kanununa göre ticari işletmedir ve işletenleri de tacirdir.Tüzel kişilerde tacir olabileceği gibi esnaflarda durum farklıdır ancak gerçek kişiler esnaf olabilirler.

 

Tacirler bir ticaret ünvanı kullanmak,ticaret siciline kayıtlı olmak ve ticari defterleri tutmak yükümlülüğü altındadır.Esnafların böyle yükümlülükleri yoktur.

 

TİCARİ İŞLETMELER  HUKUKU-2-

 

 

Tiari işletmeler;Türk Ticaret Kanunu madde 11 de ‘’ Ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseler ticari işletme sayılır” şeklinde tariflenmiştir.

 

Bir kuruluşun ticari işletme sayılması için aşağıdaki kıstaslara bakılacaktır.

 

a)      Gelir sağlamayı hedef tutma: Burada amaç ticari faaliyetten gelir sağlanmasıdır.

b)      Devamlılık :gecici faaliyetler ticari işletme kavramı içinde değildir.İşletmelerin devamlı olarak ticari işler yapması hedeflenmektedir.

c)      Bağımsızlık :Bir işletmenin var olabilmesi için devamlı ve ekonomik menfaat sağlamak amacıyla yapılan faaliyetin bağımsız olarak yerine getirilmesi esastır.Bu anlamda şubeler bağımsız ticari işletmeler değildir.Ancak;bir ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi ve bunları o  işletme adına yapmayı meslek edinen acentelerin yaptıkları  faaliyetler ticari işletme faaliyeti sayılır.

d)      Esnaf  işlemleri sınırını aşma zorunluluğu:İnsanın bedensel olarak emeğinden çok maddi para anlamında sermaye koymasıdır.Esnaf geçimini daha çok bedensel çalışması ile yani emeği ile sağlamaktadır.

 

Ticari işletmeler devredilebilinir,rehne konu olabilir.

 

TİCARİ İŞLETMELERDE  ÖNEM TAŞIYAN TANIMLAMALAR

 

1.TACİR: Daha önce tacirin tanımı yapılmıştı .Gerçek Kişi tacirler olabileceği gibi tüzel Kişi  tacirlerinde olduğunu daha önceki derslerimizde  açıklamıştık.

 

Gerçek Kişilerin tacir sayılmaları için bir ticari işletmenin var olması,işletmeyi kısmen dahi olsa işletmeleri ve bu işletme faaliyetini kendi adlarına icra etmeleri şarttır.

 

Tüzel Kişilerin tacir sayılmaları için ticaret kanundaki sayılı beş adet ticaret şirketi tacir sayılırlar.Herhangi bir ayrı tanımlamaya ihtiyaç yoktur.Bunlar kollektif,komantid,anonim limited ve koopretiflerdir.

 

Tacirler tacir sıfatı taşımayanlara göre daha ağır sorumluluklar taşırlar.borçları ticari iş olarak görülür,özel hükümlere tabidirler,çeşitli yükümlülükleri vardır(değişik şekilde defter tutmaları gibi...) .Tacir her türlü borcundan dolayı iflasa tabidir.sistemimiz iflası esas olarak sadece tacirler için öngörmüştür.Ticari örf ve adeti mutlaka bildikleri kabul edilir.Ücret veya cezai şartlarda indirim isteyemez.Ancak Yargıtay,iktisadi olarak yıkım doğuran cezai şartı ahlak ve adaba aykırılığı sebebiyle geçersiz saymıştır.Ücret ve faiz isteme hakkı vardır.Fatura ve teyid mektubu göndererek,alan taraf itiraz etmediği takdirde hak sahibi olması esastır.

 

Tacirler kanun hükümlerine uygun olan bir ticaret unavı kullanmak zorundadırlar.İşletmelerini ticaret siciline kaydettirmelidirler,Ticari defterler tutmak zorundadırlar.fatura vermek ve bedel ödenmiş ise bunu faturada göstermek zorundadırlar.basiretli bir işadamı gibi hareket etmelidirler.Yani tacir ticarethanenin özelliği göz önünde tutularak,tedbirli ve ileriyi makul ve mutad bir oranda gören bir tacirin davranışı olacaktır.Ticaret Odasına kaydolma yükümlülüğü vardır.

 

2.ŞUBE : Bir tacir bazen bir merkez yapı içinde kendine bağlı alt yapılanmalar oluşturabilir.Amacı merkezden uzaktaki müşteri topluluğuna ulaşmak ve ticari faaliyetinin sağlıklı yürümesini sağlamaktır.Bu durumda merkeze yönetim  bakımdan bağlı olan,müşterilere karşı bağımsız olan,ayrı bir yerde faaliyet gösteren oluşunlara ihtiyaç duyar.örnek olarak Banka şubeleri gösterilebilir.Bu oluşumlar hesaplarını ayrı bir muhasebe ile tutabilecekleri gibi yine ayrı olarak belirtilme şartı ile merkezde de tutabilirler.Bağımsız olarak müşteri ile ilişki kurmayan ayrı birimler şube olarak nitelenemezler.şube kendi başına bağımsız ticari ilem yapmalıdır.

Bundan dolayıdır ki;her şube bulunduğu yerin ticaret siciline tescil ve ilan olur ticaret ve sanayi odalarına kayıt olurlar.Şubeler davada taraf olabilirler,ancak haklarında iflas davası açılamaz.merkezi türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin şubeleri başında tam yetkili ticari mümessil bulunmak zorundadır.iş hukuku bakımından her şube toplu sözleşmelerde sadece ayrı bir işyeri olarak kabul edilir.

 

3.TİCARİ İŞ: Bir iş Türk ticaret kanunu tarafından düzenlenmişse o iş ticaridir.Türk Ticaret Kanunu madde 3 te yer alan ticari iş tanımına şu hususlar girmektedir.

 

a)      ticaret kanununda düzenlenen hususlar,

b)      bir ticari ilşletmeyi ilgilendiren işler ticari işlerdir.

Ayrıca bir tacirin borcu olan işleri de ticari işlerdendir.

 

Ticari işler ile ilgili davalar; taraflardan birinin veya ikisinin tacir ve davaya konu olan uyuşmazlığın ticari işletmenin faaliyetleri içinde yer alması halinde ticari davalar olarak adlandırılır.

 

4.TİCARET SİCİLİ :Kurucu,bildiricive isbat edici fonksiyona sahip genel bir ticari işler sicilidir.Ticaret sicilinde unvan ve işletme adı belirtilir.Varsa acentenin akit yapma yetkisi belirtilir,ticari mümessiller belirtilir,....bu gibi ticari ilerin ilanı ve tescili ticaret sicilini ilgilendirir.

 

5.TİCARİ DEFTERLER :Tacir sıfatının gerekliliği ve sonucu olarak her tacir yasada belirlenen defterleri tutmakla yükümlüdür.

 

a)      Gerçek Kişiler için tacir ise; yevmiye defteri,defteri kebir,envanter defteri tutmaları esastır.Ayrıca yaptıkları işe uygun yardımcı defterler tutmaları da öngörülmüştür.Umumi magaza işletiyorsa makbuz senedi ve varant defteri kullanır.

b)      Tüzel kişilikler sözkonusu ise yemiye defteri,defteri kebir ,envanter defterinin yanında ek olarak karar defteri tutma yükümlülükleride esastır.

 

Her durumda da defterlerin tasdik edilmesi ve beyan edilmesi usulü vardır.Tacirleinr defterlerinden hariç olarak ,işletmeye ait yazışma telgraf ,fatura mahkeme ilamları gibi evrakları muntazam olarak saklamaları esastır.Defterlerin son kayıt tarihinden itibaren ve diğer evrakların üzerindeki tarihten itibaren 10 yıl süre ile saklanmaları esastır.Ticari defterler ticari davalarda belirli şartlar dahilinde kesin delil olarak kabul edilirler.

 

TİCARİ İŞLETMENİN İŞLERİNDE YARDIMCI TACİRLER VE ARACILAR

 

Tacirler işleri gereği ekonomik gelir elde etme hedefindedirler.Bu hedef ,onları geniş bir müşteri topluluğu ile ilişki kurmaya zorlamaktadır.Bu nedenle çeşitli yardımcılar kullanmak suretiyle müşterilerine ulaşma yoluna gitmek zorunda kalmışlardır.Bu yardımcı kişiler ve tacirler arasındaki ilişki hizmet ve taciri temsil etmesi bakımından vekaletle açıklanabilir.ancak günümüz ekonomik ve ticari gelişmeler bu yardımcılara çeşitli isimler verilmesini zorunlu kılmıştır.

 

Bir şekilde tamamen yardımcı ve tacire bağlı olanlarla,belli konularda tacire bağlı olmakla belli konularda bağımsız olanlar ve tamamen bağımsız olanları vardır.

 

I.Tacire Bağlı Yardımcılar:

 

a)      Ticari  Mümessil : Bir ticari işletmeye veya diğer müessenin sahibi tarafından işleri idare ve vekil olarak o işletmeyi temsil yetkisi verilen kişidir.Ticari mümessilin yetkileri içinde olan işler, işletme adına kambiyo taahhütlerinde bulunmak ve işletmenin gayesine dahil olan tüm tasarrufları yapmaktır.ticari işletmenin ünvanını değiştiremez ancak işletmeyi mahkemelerde temsil edebilir.işletme sahibi herzaman ticari mümessilin yetkilerini geri alabilir ancak geri aldığı haller ve verildiği hallerin tescil ve ilani gereklidir.aksi halde 3.şahıslar bakımından temsil yetkisi var kabul edilir.

Ticari mümessil var ise ticari işletme de müvekkil kabul edilir.ticari mümessil ile müvekkili arasındaki bağ ortaklık veya vekalet akdine dayanmaktadır.

 

b)      Ticari Vekil : ticari mümessilin yetkilerine sahip olmayan bir ticari işletmenin bütün işlerini veya belirli bazı işlemler için temsil yetkisi verilen kişilerdir.ticari vekil açık yetki verilmedikçe borçlanamaz ve kambiyo taahhütlerinde bulunamaz ve mahkemede temsil yetkisi bulunamaz.Ticari vekilin ticari mümessilin aksine ticaret siciline tescili sözkonusu değildir.Ticari vekili kısaca  açıklamak gerekirse toptan ya da perakende satış yapan bir mağazada müstahdem veya satış elemanlarının satış işlemlerini yapmaları,fatura imzalamaları mümkündür.ticari vekilliğin son bulması için yetki veren ticari işletmenin bu yetkiyi geri alması gerekir.

 

c)      Seyyar Tüccar Yardımcıları: Bir ticari işletmenin merkezi dışındaki yerlerde işlem yapan ticari vekil niteliği olan kişilerdir.işletme adına satılan mal bedellerini almak borçlulara mehil tanımak gibi yetkileri vardır.verilen yetkileri her zaman geri alınabilir.Ticari işletmeye hizmet sözleşmesi ile bağlı olabileceği gibi vekalet ile de bağlı olabilir.

 

Tüm bu tacire bağlı yardımcıların uymaları gereken genel bir rekabet yasağı vardır.Bunlar bunlar hiçbir şekilde bağlı oldukları tacirin izni olmaksızın kendi nam ve hesaplarına tacirin iş konusuna dahil iş yapamazlar.

 

II.Tacire belli konularda bağlı belli konularda tacirden bağımsız olan yardımcılar:

 

A)     ACENTA : Bir sözleşmeye dayanarak,belli bir bölge içinde ,ticari işletmeyi ilgilendiren akitlerde;

·        Aracılık etmeyi,

·        Veya bu akitleri o işletme adına yapmayı meslek edinen (tamamlayıcı olarak acente hükümleri dışında komisyonculukla ilgili hükümlerde uygulanır)kimseye

        Acente denir.

 

Bu tanıma göre bir acentenin unsurları sunlar olmalıdır.

·        Bir ticari işletme ile ilgili işler

·        Iş veren ticari işletmeye tabi olmama

·        Belirli yer veya bölge içinde faaliyet

·        Devamlılık ve meslek edinme

·        Sözleşme(belli bir şekil şart yoktur.)

 

Acentalık ile ilgili hükümler,tanıma uymayan kanun koyucunun benzer olarak gösterdiği bazı eylemlerde de kullanılır.bunlar;sözleşmeleri yerli veya yabancı bir işletme hesabına olmakla beraber kendi adına akddedenler ayrıca sigorta sözleşmelerinin yapılmasında aracılık edenler,Türkiye içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı işletmeler nam ve hesabına memleket içinde işlemlerde bulunanlar (bu hüküm yabancı işletmelerin yetkisiz kişiler marifetiyle işlem yapıp ,sorumluluktan kurtulma isteklerine karşı konulmuştur.Bu durumda işlem yapan kişinin statüsü ne olursa olsun türk ticaret Yasası bu kişiyi acente kabul eder.

 

Acentenin Temsil Yetkisi:

Acente faaliyet konusu ile ilgili ihbar,ihtar ve protesto gibi hakkı koruyan bildirimlerde bulunmaya ve bunları kabul etmeye yetkilidir.

 

Ancak;bir ticari işletme acentesinin faaliyet alanında tek başına ve ayrı olarak mal satışı  hizmet sunumunu bağımsız olarakda yapmakta ise bu durumdan dolayı ortaya çıkan ihtilaflarda veya sözleşmenin gereklerini yerine getirmede acentenin sorumluluğu yoktur.

 

Bedelini alma,tecil,indirim hakkı:

Acenta bizzat teslim ettiği malın veya gördüğü hizmetin bedelini tahsil edebilir ancak indirim veya ödemeleri tecil gibi durumlarda yazılı muvafakatname alması gerekir.

 

Sözleşme yapma yetkisi:

Acenta müvekkil adına iş yapma için sözleşme akdetme yetkisini yazılı ve özel bir izinle alır ve bu izni ticaret siciline tescil ve ilan etmelidir.

 

Yetkisizlik veya yetkisini aşma halinde:

Yetkisiz veya yetkisini aşan bir acentenin müvekkil adına akdettiği sözleşmede müvekkil durumu haber alır almaz sözleşmeye izin veya icazet vermediğini(onay) derhal diğer tarafa bildirir.Buradan cıkabilecek hukuki tüm sorunlardan acente bizzat sorumludur.

 

Acenta ile Müvekkili arasındaki iç ilişkiler:

a)Tekel :Genel kural olarak müvekkil acentenin faaliyet alanında yani bölgesinde başka bir kimse ile acentalik sözleşmesi yapamaz ,acenta da aynı konuda faaliyet gösteren başka bir ticari işletme arasında aracılık yapamaz.Ancak bu kural aksi kararlaştırılabilecek şekilde değiştirilmesi mümkündür.

 

a)      Acentanın borçları :

·        Sözleşme uyarınca müvekkilinin menfaatini korumak,işlerini görmek

·        Yapılan tüm işler hakkında müvekkile haber verme piyasa beklentilerini bildirme ve müşteri isteklerini haber vermek acentanın görevidir

·        Bazı hallerde talimatsız hareket etme,işlerin gecikmemesi için gereklidir

·        Müvekkilin üzerinde hak sahibi olduğu eşyaları saklama borcu

·        Ödeme borcu müvekkiline ait parayı biran evvel müvekkiline ödeme borcu vardır.

 

b)      Acentanın Hakları:

·        Acenta işinin gerektirdiğ masrafları kendisi yapar ancak bazı hallerde özlellikle olagan tanıtım hallerinin dısında kalan özel tanıtım hallerinde olduğu gibi acenta masrafları müvekkilden talep edebilir.

·        Acenta müvekkili adına yaptığı işlerden ücrete hak kazanır.acenta bölgesinde müvekkil ticari işletme kendi doğrudan doğruya iş yapsa bile acenta ücrete hak kazanır.Müvekkil bu işlerini acentaya bildirmekle yükümlüdür.

·        Acentanın ücreti ödenmediğinde acenta tasarruf ettiği müvekkile ait eşyaya hapis hakkını kullanabilir.

 

c)Acentalık Sözleşmesinin sona ermesi:

·        Fesih :sözleşme süreli veya süresiz olab,ilir.Sözleşme süreli ise tarafların bitimine 3 ay kala yapacakları bildirimle sözleşme sona erer.Süresiz sözleşmelerde kanunun gördüğü haklı sebepler olusunca sona erdirilmesi istenebilir.Acentanın veya müvekkilin iflası,ehliyetsiz hale gelmesi gibi...

·        Acentanın kendisine veya ölümü halinde mirascılarına tazminat verilmesi gerekir.Acenta cünkü sürekli bir faaliyet icra eden ve kendi emeği ile ekonomik değüer taşıyan bir müşteri grubu oluşturduğundan ölümü halinde acentanın haklarının korunması amaçlanmıştır.

 

 

 

B)    Tek Yetkili Satıcı :

 

Kendisine bırakılan sözleşme bölgesinde tekel olarak müvekkil firmanın ürünlerini devalılık olmak kaydıyla kendi nam ve hesabına satan ve pazarlayan kimsedir.Bağımsız tacir yardımcısıdır.müvekkil ile aralarında bir sözleşme vardır.uygulamada bu sözleşmelere ana bayilik veya genel distribütörlük sözleşmeside denir.

 

Tek satcılık sözleşmesinde ;

Yapımcı(müvekkil)ürünlerinin tamamını veya bir kısmını

Belirli bir coğrafi bölgede,

Tekel olarak satmak üzere sadece tek satıcıya göndermeyi

Buna karşılık olarakda tek satıcıda sözleşme konusu ürünleri kendi adına ve hesabına satarak ,

Bu malların sürümünü arttırmak yükümlülüğünü yüklenir.

Bu sözleşme çerçeve nitelğindedir.Çerçeve sözleşme niteliği kısaca şöyle açıklanabilir:Bu sözleşmede taraflar arasındaki tüm borç ilişkisi düzenlenmemekte ilerideki münferit sözleşmelere bırakılmakta bu sözleşmelere kaynak olmakta ve bu sözleşmeleri kurma borcu altına sokmaktadır.

 

a)Tek Satıcının Borçları

 

·        Alim Bedeli Ödeme Yükümlülüğü:Sözleşme boyunca alinacak asgari miktarda malin bedeli bildirilir ve tek satici bu bedeli belirlenen şartlarda öder.

·        Bilgi verme yükümlülüğü:Satış bilgisi müşteri istekleri gibi

·        Satışı arttıracak eylemlerde bulunma kampanya ,tanıtım servis kurma eleman çalıştırma gibi

·        Sadakat borcu:yapımcının iş sırlarını saklamak gibi

·        Yapımcının talimatlarına uyma yükümlülüğü:markanın ve ürünün korunması için teknik yatırımların yapılması gibi.

 

b)Yapımcının Borçları:

 

·        Düzenli şekilde mal teslimi

·        Tek satıcıyı destekleme

·        Sözleşme bölgesinde doğrudan veya başkaları aracılığı ile satış yapmama yükümlülüğü:Bu yükümlülüğün aksi her zaman kararlaştırılabilinir.

 

c)      Sözleşmenin Sona Ermesi:

 

Sözleşmede süre var ise süre sonunda aksi belirtilmemişse bildirimsiz olarak sona erer.süresiz ise bir çok hukuk düzeninde olduğu gibi ülkemizdede acentalıka uygulanan hükümler burayada uygulanır.

 

Tek Yetkili Satıcı olan tacirler bağımsız tacir yardımcıları olduğundan tüm ticari riskleride üstelenen kişilerdir.Acenta ile farkı tüm işleri kendi nam ve hesabına yapmasıdır.

 

C)    KOMİSYONCU

 

Komisyoncu ücret karşılığında kendi namına ancak müvekkili hesabına kıymetli evrak ve menkul eşya alım-satımını yüklenen kimsedir.Burada taşıma işleri komisyoncusunu kanun ayırmış ayrıca yükümlülükler yüklemiştir.

 

Komisyoncunun Müşteriler ile olan ilişkileri (DIŞ )

 

Üçüncü kişiler ile yapılan sözleşmelerde taraf komisyoncudur.

Komisyoncunun kendi kendisi ile sözleşme yapması :Bu durumda komisyoncu borsada kayıtlı ve piyasada cari kambiyo senetlerini,diğer kıymetli evrakları veya emtia yı müvekkil aksini belirtmedikce bizzat alır satar bu halde dahi olagan ücretini alaır.

 

a)Komisyoncunun borçları

·        Komisyoncu işlerin etkilerini bildirmeğe ve talimatlarının yerine getirildiğini  müşterisine bildirmeğe zorunludur.

·        Komisyoncuya gelen eşyanın bozukluğu sözkonusu ise derhal taşıyıcıya karşı hakların kullanılması içintedbirleri almakla ve müvekkili haberdar etmekle yükümlüdür.

·        Komisyoncu müvekkilin tayin ettiği bedel ile bağlıdır.

·        Veresiye mal satma ve peşin ödemede müvekkilin talimatlarına uyacaktır.

·        Komisyoncu karşı tarafın yükümlülüğünü yerine getirmesine veresiye mal satma haricinde kefil değildir.burada dahi ücrete hak kazanır.

 

c)      Komisyoncunun Hakları :

 

·        Komisyoncu temsil ettiği işle ilgili tüm masraflari ister

·        Komisyoncu kendisine tevdi edilen işi yapınca ücretini alır

·        Komisyoncuya iş yaptıran bedelini ödememeişse sattığı malın bedeli üzerinde hapis hakkı vardır.

·        Çeşitli sebeplerle emtia elinde kalan komisyoncu bu malı mahkeme izni ile sattırabilir.

 

d) Komisyonculuğun sona ermesi

 

Komisyonculuk sürekli olmadığından iş bittiğinde sona erer.

Komisyon akdinden doğan davalar 5 yıllık zaman aşımına tabidir.

 

Taşıma İşleri Komisyonu:

 

Ücret karşılığında kendi namına müvekkili hesabına taşıma işini yapan kimsedir.

 

Eşyayı taşıtmak esas borcudur.

Ücrete taşımaakdinde belirlenen şartlara göre hak kazanır.Birine taşıtması istenmişse o sahıs ile sözleşme yaptığında hak kazanır.taşıma komisyonculuğundan doğan tüm davalar 1 yıllık zaman aşımına tabidir.

Taşıma işini yaptıran ücret ödemezse mal üzerinde hapis hakkı vardır.Taşıyıcının ücretini ödeyen başka bir komisyoncu olabilir.

 

2.3.2.Ticaret Şirketleri Hukuku

 

İktisadi gaye taşıyan cemiyetler Türk Medeni Kanunda da yer almaktadır.Bunların şirketler hakkındaki hükümlere tabi olacağı belirtilmektedir.Burada sözü edilen cemiyetler ticaret hukuku anlamında şirketlerdir.Şirket;ortaklarına kar sağlamak için kurulmuş tüzel kişidir.Ticaret Kanuna göre beş çeşit ticaret şirketi bulunmaktadır.Bunlardan kollektif,komandit şirketlere şahıs şirketleri;anonim,limited,kooperatif türündeki şirketlere ise sermaye şirketleri denir. Kollektif ve komandit şirketlerin kurulması için imzaları noterce onaylanmış sözleşme yeterli iken diğer sermaye şirketlerinin kurulabilmesi için Ticaret Bakanlığının izni gerekmektedir.

 

Şahıs Şirketleri;genellikle birbirini yakın tanıyan bireylerin ortaklıkları ile kurulur.Ülkemizde ençok rastlanan şirket türlerindendir.Ortaklar şirketlerinin borçlarından dolayı hem şirketteki payları hemde şirket dışındaki özel malvarlıkları ile sorumludurlar.Bu tip şirketlerde ortak sayısı azdır ve şirketten ayrılma veya payını devretme gibi işlemler kural olarak diğer ortakların iznine bağlıdır.

 

Sermaye Şirketleri;bu tür ortaklıklarda ortaklar geri planda sermaye ön plandadır.Ortaklar şirket borçlarından dolayı sadece şirkete koydukları sermayedeki payları kadardır.Ortaklık paylarının devri şahıs şirketlerine oranla daha kolaydır.

 

Sermaye şirketleri ve şahıs şirketleri aşağıda türlerine göre tanımlanmaktadır.

 

1.Kollektif şirketler;Bu şirket, Türk Ticaret Kanunu madde 153’te tanımlanmaktadır.Buna göre;Ticari bir işletmeyi bir ticaret ünvanı altında işletmek maksadı ile gerçek kişiler arasında kurulan ve ortakların sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlanmamış olan şirket türüdür.Kollektif şirket en az iki gerçek kişi tarafından ve ticari işletmeyi işletmek amacı ile kar elde etmek için kurulur.Kuruluş sözleşmesi noter tarafından onaylanrak kuruluş tamamlanır ve ticaret siciline tescil edildiği anda tüzel kişilik kazanır.

 

2.Komandit Şirketler;Bu şirket, hem şahıs hemde sermaye şirketlerinin özelliklerini bünyesinde bulunduran şirket türüdür.Bu şekli ile komandit şirket;ticari bir işletmeyi belli bir ticaret ünvanı altında işletmek maksadı ile kurulan ve şirket alacaklılarına karşı ortaklardan bir veya birkaçının sorumluluğu sınırlanmamış ve diğer ortak veya ortakların sorumluluğu belirli sermaye ile sınırlanmış olan bir şirkettir.Bu şirket türü adi komandit ve hisseli(eshamlı)komandit şirket olarak ikiye ayrılır.

 

Adi komandit ortaklık;bir şahıs şirketidir ve kollektif şirkete benzer.En az iki ortak ile kurulur.Bunlardan biri gerçek kişi komandite diğeri gerçek veya tüzel kişi komanditerdir.Sorumlulukları açısından sınırlı olmayan ortaklara komandite sınırlı olan ortağa komanditer ortak denir.Komandite ortak sadece gerçek kişiler olabilir. şirketi temsil eder ve bizzat yönetirler.Komanditer ortak ise tüzel kişide olabilir.Bu ortak şirketi temsi etmeye ve idareye yetkili değildir.

 

Hisseli(eshamlı)komandit ortaklık;Sermaye ortaklığı olarak anonim şirketlere benzer.

 

 

3.Anonim Şirket;sermayesi belirli paylara bölünmüş olan,ticaret ünvanı kullanan ve borçlarından dolayı sadece kendi malvarlığı ile sorumlu olan şirkettir.Bir anonim şirketin kurulması için en az beş ortağa ihtiyaç vardır,sermayesi bu gün için en az 25.000.YTL’dir.Bu miktar zamana uygun olarak arttırılabilir.Ticaret siciline tescil ile doğar.Ortaklar şirket borçlarından sadece kendi sermayesi kadar sorumludur.Bu durumda üçüncü kişilerin alacaklarını korumak için bazı sınırlamalar getirilmiştir.Aktif malvarlığının pasifin altına düşmesi halinde şirketin üçüncü kişiler ile ilişkisini keserek derhal iflasını istemesi gerekir.

 

Anonim şirketlerde şirket sermayesi belirli paylara ayrılır.Bu paylar ortakların adı yazılarak yani nama yazılı olabileceği gibi hamiline yazılıda olabilir.Bu şekildeki hisse senetleri ile şirket ortaklık payının devri yapılabilir. Hamiline ise el değiştirme ile devir gerçekleşir.Bu senetlerin üzerinde yazan değerlere itibari değer denir.Ancak şirket çok fazla kar ederek büyümüş ise üzerinde yazılı miktardan daha fazla değeri olur ve bu değerden satılabilir.Bu değere gerçek değer denir.Anonim şirketler ancak gerçek değeri aynı olan tahviller aracılığı ile borçlanabilirler.

 

4.Limited Şirketler;işleyiş olarak anonim şirketlere benzemekle beraber ortak sayısı ve sermaye miktarı açısından farklıdır.İki veya daha fazla ortak ile kurulurlar.Ticaret siciline tescil edilerek tescil gerçekleşir.Ortak sayısı elliden fazla olamaz.Yirmi ortağa kadar şirkete denetçi gerekmediği halde daha fazla ortak bulunması halinde denetçi bulunması zorunludur.Sermayesi en az 5.000YTL’dir ve şirket payları en az 250YTL veya mislidir.Piyasa da işlem görmesi için hisse senedi çıkaramazlar.

 

5.Kooperatifler;Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortakların belirli ekonomik faaliyetlerini ve özellikle meslek ve geçimlerine ait ihtiyaçlarını karşılıklı yardım,dayanışma ve kefalet sureti ile sağlayıp korumak amacı ile gerçek ve tüzel kamu kişileri ile özel idareler,belediyeler,cemiyetler ve dernekler tarafından kurulan değişir ortaklı ve sermayeli kuruluşlara kooperatif denir.En az yedi ortak ile kurulur.

 

2.3.3 Kıymetli Evrak Hukuku

 

İçinde yazılı olan hak senetten ayrı olarak ileri sürülemeyen ve senetten ayrı olarak başkalarına devir edilemeyen  senetler kıymetli evrak hukukunun konusudur.Ticari hayatın hızlı ödeme vasıtalarına ihtiyaç duyması yüksek miktarda para taşımanın herzaman mümkün olmadığı günümüzde para gibi tedavülde olan ödeme araçlarına ihtiyaç vardır.Bu ihtiyaca cevap verecek nitelikte olan kıymetli evrakların en önemli rolü ticari hayatın kolaylaştırılmasını sağlamaktır.Kıymetli evrak konusunu anlamk için ilk olarak senedin ne olduğunu bilmek gerekir.

 

Senet;bir kimsenin kendisine karşı öne sürülecek bir hak yaratmak ya da var olan hakkın varlığını kanıtlamak için hazırlayıp imzaladığı yazılı bir belgedir.Yargılama ve Ticaret hukukunda bir çok iddia ancak senet niteliğinde bir belge ile kanıtlanır.

 

Geçerli olan maddi hukuk;bazen bir hakkın yahut diğer bir hukuksal sonucun doğumu amacını güden irade açıklamasının o sonucu yaratabilmesini açıklamanın senet niteliğinde bir belge ile yapılması gerekliliğini ortaya koyar.Örneğin noter senedi düzenlemek yolu ile evlat edinme sözleşmesinin senede bağlanması gibi.Senetlerin büyük çoğunluğu ticaret hukuku anlamında kıymetli evrak değildir.Ticaret hukukunda kıymetli evrak içinde yazılı olan hakkın ayrı olarak ileri sürülemediği ve başkalarına ayrı olarak devredilemediği hakkın yazılı olduğu belgedir ve ancak bu evrakın devredilmesi halinde içinde yazılı hak başkasına devrolur.Yani hakkın devri ancak kıymetli evrakın zilyetliğinin de devri ile gerçekleşir.Bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi Medeni hukuk anlamında bir senet olan evlat edinme senedi her ne suertte olursa olsun devredilemez bu şekli ile ticaret hukuku anlamında kıymetli evrak değildir.Ancak bir senettir.

 

Dolayısıyla kıymetli evraktan doğan istemin muhatabı borçlu konumundaki kişi ,kıymetli evrak niteliğindeki senedin gösterilmesi ve kendisine verilmesi karşılığında ödeme yapmalıdır.Makbuz karşılığı ödeme yapmış bulunsa bile daha sonra senedi elinde bulunduran bir diğer üçüncü kişinin senet dolayısı ile ileri sürdüğü istemi karşılamamak için senedi ödediğini yargı önünde ispat etmek zorunda kalır.Bu ispat etme süreci içinde de o istem yerine getirilmek zorunda kalınır.   

 

Kıymetli evrakalar sıkı şekil şartlarına bağlıdır.Her birinin nası düzenlenmesi gerektiği Ticaret kanunda açıkca yazılıdır.Kıymetli Evrak niteliğindeki senetlerin bir kaç ölçüte göre sınıflandırlması mümkündür.

1.Senedin temsil ettiği hakkın çeşidine göre yapılan sınıflandırma,

2.Senetlerin devredilme yöntemi açısından sınıflandırılmasıdır.

 

Temsil ettiği hakkın çeşidine göre senetler ikiye ayrılır.Alacak senetleri;poliçe,çek,emre yazılı muharrer senetler yani kambiyo senetleri ve tahviller ileAnonim ortaklıkların çıkardığı intifa senetleridir.Para senetleri;Anonim şirketlerin çıkardıkları hisse senetleri veya hisse senetleri yerini tutan ilmuhaberlerdir.

 

Devredilme yöntemleri yönünden senetler üçe ayrılır.Bunlar,nama yazılı,emre yazılı ve hamiline yazılı senetler olarak adlandırılır.Hepsinin ortak özelliği senetteki hakkın devri için senedin kendisinide teslimi zorunludur.

Hamiline yazılı senetlerde;elden zilyetliğin teslimi ile devrolur.

Nama yazılı senetlerde bir temlik açıklamasına gerek vardır.Senetten doğan tüm hakların devredildiğini belirten açıklama yazılmak zorundadır.Bu yazıma temlik cirosu denir.’’Bu senetteki haklarımı A’ya devrettim’’ şeklinde bir ifadenin yazılması ve imzalanması ile olur.Ayrı bir kağıda temlik edenin aynı ifadeler kullanarak ciro etmesi de mümkündür.

Emre yazılı senetler içinde ciro açıklamasına gerek vardır.Mutlaka senedin arka kısmına yazılmak sureti ile olur.’’A’ya ödeyiniz yazılarak imzalanır’’veya kime ciro edildiği yazılmadan imzalanmak sureti ile ciro edilebilir.

 

Kıymetli evrak ciro ile devredildiğine göre;senedi ciro etmek sureti ile devreden kişiye ciranta denir.Ciro ile ciranta,muhataba ödeme yetkisi,ciro edilene de kabzetme(senet bedelini alma) yetkisi vermektedir.Ciranta ,aksine bir sözleşme yapılmamış ise ciro ettiği senedin ödenmemesinden sorumlu olur.Ciranta ciro yapacağı kimsenin ismini yazar,imza atarak ödeyiniz yazarsa bu ciro tam ciradur.İsim yazmaz ve sadece imza atar ve ödeyiniz yazar ise beyaz ciro olur.Kıymetli evrak terhin cirosu ile de devir yapılabilir.Bu ciroda senede bedeli teminattır veya bedeli rehindir ifadeleri eklenir.Bu yol ile senedi eline alan kişi senedi bir daha temlik veya rehin cirosu ile devredemez.Senet bedelinin bir başkası tarafından cirantanın nam ve hesabına sadece tahsil amacına yönelik olmak üzere;”bedeli tahsil içindir” ,”vekaleten” gibi ifadelerle yapılan ciroya tahsil cirosu denmektedir.

 

Türk Ticaret Hukukunda ayrıntılı olarak düzenlenmiş kıymetli evrak türleri poliçe,bono ve çektir.

 

Poliçe;İçeriği yönünden havaledir.Kısaca sizin hesabınıza bir ikinci şahsın ödeme yapması için,üçüncü şahsa ödeme yetkisi veren bir talimat niteliğinde kıymetli evraktır.

 

‘’İşbu poliçe karşılığında,Ali Kara’ya veya emrine 1.12.1999 tarihinde 100.000.000 TL ödeyiniz.

 

Muhatap(borçlu)                                                                                   Keşideci

Mehmet Kılıç adresi                                                                          Şeref Yıldız(imza)’’

 

Genellikle poliçe;muhatapta bulunan bir alacağınız dolayısıyla yahut yapmış olduğunuz bir sözleşme gereğince onun sizden gelmiş böyle bir havale yazısının istediği ödemeyi yapma yükümlülüğü bulunduğu için düzenlenir.Poliçe muhatabın kabulune sunulur;muhatap kabul açıklamamsında bulunmayabilir ve bulunmazsa poliçeyi kullanmak isteyene karşı sorumlu olmaz.

 

Bono;düzenleyen kişinin bu evrak kendisine getirilinceye kadar orada yazan ödeme yükümlülüğünü üstlendiğini açıklayan içerikte bir senettir.En çok rastlanan bono örneği aşağıdaki gibidir.

 

‘’İşbu bono karşılığında Ali Kara veya emrine 1.2.1999 tarihinde 100.000.000 TL ödeyeceğim.

 

Borçlu Basri Kaya                                                                                     tanzim tarihi pul’’

adres                                                                                                              imza                

 

Çek;niteliği yönünden bir havaledir.Poliçeye benzer ancak kural olarak vade yoktur. Ticari hayatta en çok kullanılan kıymetli evraklardan biridir.Kural olarak vade olmadığından görüldüğünde ödenmesi gereklidir.Ancak Türk  ticari yaşamında teamül gereği uzun zaman sonrasında ödenecek çek düzenlemek yaygındır.Bu şekli ile yine ibraz edildiği zaman ödeme tarihine bakılmaksızın ifa edilmesi yasa gereğidir.Çekin yazılış biçimi aşağıdaki gibidir.

“ Muhatap(Banka Şubesi)                                               Keşide yeri ve tarihi

hesap no                 

İşbu çek karşılığında hamiline veya…………..’ya veya emrine 100.000.000 TL ödeyiniz.

                                                                                                        Keşideci

                                                                                                  Ad ve soyadı ve imza”

 

 

2.3.4.Deniz Ticaret Hukuku

 

Deniz Ticaret Hukukunun konusunu gemi ile denizlerde yolcu ve yük taşıma işleri ile ilgili konular oluşturur.Yalnızca Ticaret kanunda gemi ile yapılan ulaştırma işleri düzenlenmiştir.kanunda geminin tanımı şöyledir;”tahsis edildiği gayeye uygun olarak kullanılması,denizde hareket etmesine imkanına bağlı olan ve küçük olmayan her tekne gemi sayılır”.Bu gemiler arasında sadece ticari amaç taşıyan gemiler önemlidir.denizde kazanç elde temek için tahsis edilen veya fiilen bu maksat için kullanılan her türlü gemi ticaret gemisidir.gemisini kendi yararına deniz ticaretinde kullanan kimseye donatan denir.Bu kimse tüzel kişi veya gerçek kişi olabilir.Gemiyi sevk ve idare eden kişiye de kaptan denir.Kaptan donatan veya temsilcisi tarafından tayin olunur.

 

2.3.5.Sigorta Hukuku

 

Ticaret Kanunun düzenlediği sigorta isteğe bağlı ve sözleşme ile düzenlenir.Bununla sigorta yapan prim karşılığında ,bir kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin meydana gelmesi halinde,tazminat vermeyi ve sair edaları yerine getirmeyi üzerine alır.Sigorta sözleşmesi yazılı olarak yapılır fakat şekle bağlı olup olmadığı tartışmalıdır.Tarafların hak ve borçlarını gösteren ve sigortacı tarafından sigorta edilene imzaları nedeni ile verilen belgeye sigorta poliçesi denir.Ticaret kanununa göre malvarlığı sigortası ve hayat sigortası veya hayat için önemli sayılan unsurlar için sigorta yapılabilir.

 

Ayrıca zorunlu sigorta türü de vardır.Buna sosyal sigorta denir ve iş hukuku konusuna girer.Bağ-Kur ve Emekli sandığı gibi kurumlarda sigorta kurumlarıdır.

 

2.3.6.Hava Hukuku

 

Denizlerde olduğu gibi hava taşımacılığınında artması sonucu hava ticareti doğmuştur.Devletlerin deniz ve kara ülkeleri üzerine tesadüf eden havadaki egemenlik haklarının niteli,ği ve genişliği ile  ilgili bulunmasından dolayı Kamu Hukuku alanına da giren hava hukuku henüz yeni bir hukuk dalıdır.

 

2.4. FİKRİ HAKLAR ve SINAİ MÜLKİYET HAKLARI HUKUKU

Bu hukuk dalı daha önceleri içinde yer aldığı Medeni Hukuk,Ticaret ve Borçlar Hukukundan ayrı bir uzmanlık gerektiren hukuk dalı olmuştur.Günümüzde yaşanan teknolojik gelişmeler sonucu bilimsel eserler,sanat eserleri ve buluşlar gibi yaratıcılık unsuru taşıyan değerler herkesce ulaşılabilir olmuştur.Bu durum hem iyi hemde kötü gelişmelere neden olmaktadır.Emek harcanarak yaratılan şeylerin taklit edilmek veya alıntı yapılarak yaratan veya bulan kişiye zarar verecek o kişinin ekonomik kazancını engelleyecek şekilde çoğaltılmasının önüne geçilmek için daha önce var olan kuralların çerçevesinin genişletilmesi ile başka bir takım hukuk kurallarına ihtiyaç doğmuştur.Bu kurallar ile ortaya çıkan hukuk dalına Fikri Haklar ve Sınai Mülkiyet Hakları Hukuku adı verilir.Adından da anlaşıldığı gibi iki kısımda incelemek yararlıdır.Birinci olarak,Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku,ikinci olarak Sınai mülkiyet hakları hukuku ayrımları vardır.

2.4.5.Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku

 

Fikir ve sanat eserleri bilim,edebiyat eserleri,bilgisayar yazılımları,müzik,güzel sanatlar ve sinema eserleri sahiplerinin haklarının korunmasını ve kullanılmasını düzenleyen hukuk dalıdır.Ülkemizde olduğu gibi dünyada da gelişim halinde bulunan bir hukuk dalıdır.Fikir ve sanat eseri üzerindeki haklar maddi olarak görülebilir ve tesbit edilebilir haklar olmadığından gayrımaddi mal olarak yorumlanır ve üzerindeki haklara da mutlak haklar veya telif hakları denir.Bu hukuk dalı sözkonusu bu haklar ile ilgilidir.

2.4.6.Sınai Mülkiyet Hakları Hukuku

 

Sınai Mülkiyet Hakları Hukuku ;teknolojinin geliştiği ve bundan yararlanarak ticari hayatın hız kazandığı günümüzde yaratıcılığın teşviki ve korunması için büyük önem taşımaktadır.Başlıca sınai mülkiyete konu olan haklar,patent,marka ve endüstriyel tasarımdır.Bu hukuk dalı sözkonusu bu hakların korunması ve kazanılması hakkındaki hukuk kurallarını belirler.

 

2.5.DEVLETLER ÖZEL HUKUKU

 

Devletler Özel Hukuku;belli bir siyasal topluma bağlı kişilerin,diğer bir siyasal tpoluluğa bağlı kişilerle olan ilişkilerinde uygulanması gereken hukuk kurallarının tesbitini sağlamaya çalışır.Örneğin bir Türk’ün Fransız vatandaşı olan biriyle Avusturya’da evlenmiş olduğu varsayılırsa ve bu kişiler Amerika’da çalışmakta iseler  ayrıca bu ülkede çocuk sahibi olmuşlar ise boşanmak istediklerinde hangi ülkenin hukuku uygulanacaktır.Devletler özel hukuku bu konuyu çözmek için gerekli hukuk kurallarını inceler.Devletler özel hukukunun ana konuları,uyrukluk,yabancılar hukuku ve yasaların çatışmasıdır.

 a)Uyrukluk;bir kişinin devlete bağlanmasını sağlayan siyasi ve hukuki bağıdır.Vatandaşlık uyrukluk kavramının gerçek kişiler için söyleniş şeklidir.Vatandaşlığın kazanılma esaslarını düzenler.Vatandaşlık doğumla kan esasına göre kazanılabileceği gibi toprak esasına görede kazanılabilir.Bu tip vatandaşlık kazanımına asli yoldan kazanım denir.Vatandaşlık sonradan da kazanılabilir.Evlenme,evlat edinilme ile kazanılabilir.Buna müktesep (kazanılmış ) vatandaşlık denir. Belirli şartların oluşması ile yani belli bir süre ikamet ve ülkenin yaşam koşullarını öğrenme gibi bunların ispatı halinde de vatandaşlık kazanılabilir buna telsik yolu ile kazanım (uyrukluğa geçme ile kazanım) denir.

 

b)Yabancılar hukuku;ülkede yaşayan yabancıların hangi haklardan faydalanabileceğini düzenler.Genellikle yabancılar özel hukuka ait hakların hemen tamamından,kamu hukuku haklarının ise bazılarından yararlanabilir.Bu esaslar Milletlerarası Hukuka uygun olarak düzenlenir.

 

c)Kanun uyuşmazlıkları;Devletler özel hukukunun en önemli konusunu bu kısım oluşturur.Yabancı bir unsurun bulunduğu hukuki ilişkide hangi hukuk kuralının uygulanacağını bulmak gereklidir.Örneğin Almanya’da imzalanan bir sözleşmede edimin yerine getirileceği yer olarak Türkiye seçilmiş ise hukuki ihtilaf durumda hangi hukukun uygulanması gerektiğini bu hukuk dalı belirlemeye çalışır.

 

3.   NİTELİK OLARAK KAMU VE ÖZEL HUKUKA DAHİL OLAN HUKUK

      DALLARI

 

Bazı hukuk dalları hem özel hukuk hemde kamu hukuku  içinde yer almaktadır.Bu hukuk dalları kural koydukları alan açısından hem kamu  hem de özel hukuk alanlarını içerirler.Örneğin yargılama hukuku üç bölümde incelenmektedir.İlk bölüm idarenin tasarrufları ve işlemlerine ilişkin uyuşmazlıkların görüldüğü idari yargı tamamen kamu hukuku alanındadır.İkinci bölüm özel hukuk uyuşmazlıkların görüldüğü bölümdür ancak yargılamanın nasıl yapılacağını belirtir kurallar ise kamu düzenini ilgilendirdiği için kamu hukuku alanında yer alır.Üçüncü bölümde ise ceza yargılaması yer alır ki bu hukuk dalıda kamu düzenini yakından ilgilendirdiği için kamu hukuku dalıdır.Bu hukuk dallarına ek olarak özellikle medeni yargılama sonucunda verilen kararların icrası ve henüz karara bağlanmamış para alacaklarının zorla tahsili ile ilgili olarak usulleri düzenleyen İcra İflas Hukuku da bu katagoride yer alabilmektedir.

 

Hem özel hukuk hem de kamu hukuku içinde yer alan bir diğer hukuk dalı da İş Hukukudur.İş hukuku işçi-işveren ilişkilerine kural koyar bu yönüyle özel hukuk dalı olmasına rağmen iş yaşamındaki barış güven ve huzuru sağlamak amacınıda güttüğünden ve bu amaç doğrultusunda toplumsal düzeni yani kamu düzeninide yakından ilgilendirdiği için kamu hukuku alanınada dahil olmaktadır.

 

3.1.YARGILAMA HUKUKU

 

Yargılama hukuku üç bölümde incelenmelidir.Bunlar Medeni Yargılama,idari Yargılama ve Ceza Yargılamasıdır.Bu üç ayırımda işleyiş bakımından farklı hukuk usullerine tabidir.

 

3.1.1. İdari Yargılama Hukuku

 

Anayasanın 125.maddesi,idarenin işlem ve eylemlerinin yargısal denetime tabi olduğunu belirtmektedir.Yargı denetimi dava yolu ile yapılmaktadır.İdarenin kamu hizmeti görürken aldığı kararlardan,yaptığı eylem ve işlemlerden hak ve menfaati zedelenmiş olanların idare aleyhine açacakları davalara idari dava denir.

 

İdari davalar ile ilgili düzenlemeler ,Danıştay Kanunu ve Bölge İdare Mahkemeleri,İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu hakkındaki Kanun ve İdari Yargılama Usulü Kanunda düzenlenmiştir.

 

İdari yargı yerlerinde açılacak dava çeşitleri üç tanedir.İptal davası,tam yargı davası,idari sözleşmelerden doğan davalardır.İdari davalar kişiler tarafından idare aleyhine açılabilir.İdare kişiler aleyhine dava açamaz.Ancak bir idare birimi tarafından diğer idare birimine dava açılması mümkümdür.

 

a)İptal Davası:Kamu hizmetinin görülmesi sırasında idarenin işlem ve kararlarının yetki,konu,şekil,sebep ve maksat yönünden bir tanesinin kanuna aykırı olduğundan dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalara iptal davası denir.Bu dava, ile sözkonusu karar veya işlem iptal edilir yerine yeni karar veya bir zarar görülmüş ise onun tazmini sağlanmaz.

 

b)Tam Yargı Davası:Bu davalarda alınan kararın veya idarece yapılan işlemin veya eylemin iptalinden başka ihlal edilen hakkın iadesi veya uğranılan zararın tazminide istenir.İptal ve tam yargı davaları ayrı ayrı açılabileceği gibi bir arada da açılabilir.

 

c)İdari Sözleşmelerden Doğan Davalar:İdarenin sözleşmelerinden dolayı taraflar arasındaki çıkan uyuşmazlıkların çözüm mercii de idari yargıdır.Genel kamu hizmeti amacı taşıyan sözleşmeler idari sözleşmelerdir.

 

İdari yargılamanın alt derece mahkemesi idare mahkemesidir.Bu mahkemenin verdiği son  kararlara karşı bölge idare mahkemelerinde itiraz edilebilir.Ayrıca süresi içinde Danıştay'a temyiz başvurusunda bulunulabilir.

 

3.1.2.Ceza Yargılama Hukuku

 

Ceza yargılama hukuku,suçları ve suçluları kovuşturmak gerekirse cezalandırılması için adalet mekanizmasında uygulanması gereken usulleri gösterir.Özel yargıda kişiler dava açarak yargıyı harekete geçiriyorsa ceza yargısında bu görevi devlet adına savcılık makamı yapar.Savcılık ceza davası açmak yolunda kendiliğinden harekete geçebileceği gibi kişilerin suç duyurusu yolu ile yaptıkları başvurular ve Adalet Bakanlığının emri ile harekete geçebilir.Ceza mahkemeleri teşkilatı ilk derece mahkemeleri(sulh ceza,asliye ceza ,ağır ceza,Devlet Güvenlik mahkemeleri'' bu mahkemeler özel yetki ile görevlendirilmiştir,devletin bütünlüğü aleyhine işlenen ve uyuşturucu ile ilgili bir çok dava bu mahkemelerde görülür''),ayrıca temyiz mecii Yargıtay bulunur.

 

Suç işleme sanısıyla kovuşturulan kimseye sanık,mahkumiyet kararından sonra bu kişiye mahkum(hükümlü) denir.Sanık hakkında kovuşturma genellikle tutuksuz olarak yapılırsa da işlenen suçun ciddiyeti ve aleyhindeki delillerin kuvvetli ipuçları vermesi halinde hürriyetin kıstlanması yoluna gidilebilir.Savcı tarafından açılan kamu davası işlenen suçun ağırlığına göre değişse de genellikle üç aşamadan oluşur.Hazırlık soruşturma ki bu gizlidir,ilk soruşturma ve son soruşturmadır.

 

3.1.3.Medeni Yargılama Hukuku

 

Kişiler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarının devlet kudretini temsil eden yargı organının önünde çözümlenmesine ilişkin yöntemleri gösteren hukuk koludur.Bir hukuk davasının nerede,nasıl açılacağı,iddia ve karşı yanıtların ne şekilde verilebileceğini belirten sıkı şekil kurallarına tabidir.İlk derece mahkemeleri sulh ve asliyedir.Asliye Hukuk mahkemeleri asliye hukuk ve asliye ticaret olarak ikiye ayrılır.Bu ayrımın nedeni asliyelerdeki yükün azalması içindir.Asliye ticaret mahkemeleri tacir ve tacir sayılan özel hukuk kişilerinin davalarında görevlidir.Ayrıca tapulama ve iş mahkemeleride nitelik olarak asliye mahkemeleri niteliğindedir.Üst derece mahkemesi Yargıtaydır.

 

Medeni yargılama hukukunda davalar ikiye ayrılır.Çekişmeli davalar ve çekişmesiz davalar olmak üzere.

 

a)Çekişmeli davalar:Bu tür davalarda hak sahibi olduğunu iddia eden ile karşı tarafta bulunan kişi arasında çekişme ve tartışma vardır.Taraflar aralarında çözemedikleri bu tartışmayı yargıya taşırlar ve sonuç kararını yargıya bırakırlar.Mahkemeye ilk başvuran tarafa davacı denir,diğer tarafa ise davalı denir.

 

b)Çekişmesiz davalar:Bu tip davalarda karşılıklı iki taraf yoktur.Talep ile çekişmesiz dava açılır.Daha çok mahkemelerin kişi menfaatlerini korumak amacı ile almış oldukları idari önlemler denebilir.Evlat edinme  olayında mahkemenin onayının gerekmesi mirasçılık belgesi alma için yapılan başvurular bu davalara örnektir.ancak çekişmesiz bir yargı davasının çekişmeli hale gelmesi mümkündür.Örneğin mirasçılık belgesi almak çekişmesiz dava yoluna tabi ise de bu belgedeki kişilerin mirasçılık sıfatına yapılabilecek bir itiraz ile bu dava çekişmeli dava haline gelebilir.

 

3.2.İCRA İFLAS HUKUKU

 

Mahkeme kararlarının icrası İcra İflas hukukunun alanı içindedir.Mahkemenin kararı vermesi ile verilen hüküm kendiliğinden yerine getirilmiyor ise zorla icra yoluna gidilir.Hukuk mahkemesinin vermiş olduğu hükmün icrası bakımından yetkili organları icra iflas hukuku belirler.Hükmün icrasını sağlama görevi mahkemelere değil icra dairelerine aittir.Ayrıca bu hukuk dalı karara bağlanmamış para alacaklarının cebri icra yolu ile tahsili için gerekli kurallarıda belirler.Bir mahkeme hükmüne dayanan icra takibine ilamlı takip,mahkeme hükmüne dayanmayan takiplere de ilamsız takip denir.İki tür temel takp usulü vardır.Haciz yolu ile ve iflas yolu ile bu usuller konunun özelliğine göre kullanılır.Rehinli alacaklar için rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip  yapılır.kambiyo senetlerine(bono,çek,poliçe) özgün takiplerde özellik gösterirler.

 

3.3.İŞ HUKUKU

 

İş Hukuku esas olarak işçi ve işveren arasınadaki ücret karşılığı yapılan hizmet ilişkilerini  ve işçi işveren sendikaları arasınadaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır.İki kısımda incelenmesinde yarar vardır.Bireysel İş hukuku ve toplu iş hukuku olarak.İlk zamanlarda Borçlar hukuku konuları içinde yer alan iş hukuku zamanla kamu düzeni için iş barışı sağlamaya yönelik devlet müdahaleleleri nedeni ile ayrı bir hukuk dalı halini almıştır.Bu hukuk dalı içine sosyal güvenlik mevzuatıda girmektedir.

 

A)Bireysel İş Hukuku

 

Bir işvere bağlı olarak ücret karşılığında hizmet akdine dayanarak çalışanların durumlarını düzenleyen hukuk koludur.4857  sayılı kanun genel nitelikli iş kanunudur.Bazı iş kolları içinde ayrı iş kanunları vardır.Basın İş Kanunu,Deniz İş kanunu gibi.Genel olarak iş kanununda işçinin tanımı ,işyeri,hizmet akdi,çalışma şartları ve işten çıkarma veya çıkma konuları ve kıdem tazminatları,ihbar tazminatları ve işe iade konuları  yer alır.

 

İş hukukunun temel kavramlarının tanımlarını kısaca yapmak gerekir.İşçi;bir hizmet sözleşmesine dayanarak ücret karşılığı çalışan kişidir.İşveren;işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişidir.İşyeri;işin yapıldığı,yürütüldüğü yer ile eklentilerini ve araçları içine alan yerdir.Hizmet sözleşmesi;borçlar hukukunda düzenlenmiştir.B.K.313.maddede hizmet sözleşmesinin zorunlu unsurları görülmektedir.Bunlar sıralanırsa ;a)işçi tarafından yerine getirilecek işgörme(hizmet),b)işveren tarafından hizmet karşılığı ödenen ücret,c)işin,işçi tarafından işverenin denetimi altında sürdürülmesidir.

 

İşçi,bir takım haklı sebepler öne sürerek veya çalıştığı sürenin gerektirdiği ihbar öneli kadar daha çalışarak iş akdini feshedebilir.İşçi ,haklı sebepler dışında İş Kanunda yazılı ihbar önellerine uymadan istifa etmek surtiyle işten ayrılır ise ihbar tazminatı ödemek ile yükümlü olur.Aynı şekilde işveren haklı sebepler ile iş akdini feshedebilir veya işçinin çalıştığı süre ile orantılı ihbar öneli kadar süreyi kapsayan ücretini tazminat şeklinde ödeyerek iş akdini feshedebilir.Burada sözü geçen haklı sebepler çalışma şartlarının uygunsuzluğu veya ahlaki bir takım sebepler olabilir.Ayrıca işçinin belli şartalrın gerçekleştiği hallerde kıdem tazminatını alarak işten ayrılmaya hakkı vardır.İş kanunun 14.maddesi bu konuyu düzenlemektedir.

 

B)Toplu İş Hukuku

 

Toplu İş hukuku bir taraftan işçi sendikalarının bir taraftan işveren sendikaları veya sendika üyesi olmayan işveren arasındaki işleri, yapılan sözleşmeleri düzenler.Bu sözleşmelere toplu iş sözleşmesi adı verilir.Toplu iş hukukun zorunlu ögesi olan işçi sendikaları veya işveren sendikalarının yasaya bağlı olarak yapabilecekleri işler şunlardır.a)Toplu iş sözleşmesi yapmak,b)toplu iş uyuşmazlıklarında ilgili makama,arabulucuya,iş mahkemelerine ve diğer yargı organlarına başvurmak,c)çalışma hayatından,mevzuattan,toplu iş sözleşmesinden,örf ve adetten doğan hususlarda işçi ve işverenleri temsil etmek üzere veya bunların yazılı başvuruları halinde bazı konularda temsil ile ilgili olarak davaya katılmak,d)gerv veya lokavta karar vermek ve idare etmek,e)üyelerinin yararına sosyal faaliyetlerde bulunmaktır.

 

BÖLÜM - V HUKUK KURALLARININ YAPTIRIMI

 

1.HUKUKTA YAPTIRIM

 

Hukuk kurallarının yaptırımının arkasında devlet otoritesi bulunmaktadır.Bu yüzden hukuki yaptırımların zorlayıcı gücü vardır.Bu şekilde donatılmış hukuk sistemi güçlüdür.Yaptırımın hukuka aykırılığa yönelen davranışlara karşı caydırcı niteliğinin olması gereklidir.Hukukta yaptırımın caydırcı ve önleyici fonksiyonunun mutlaka bulunmasını destekleyen görüşler vardır.Kişiler hukuk kurallarına uymak  konusunda bazı düşünceler taşır.Bunlardan biri yarar fikridir.Burada kişi hukuk kuralına uymak istemese de uymasının kendisi için yararlı olacağı düşüncesinden yola çıkar.Bir diğer düşünce endişe fikrinin oluşmasıdır.Kişi bu şekilde toplumdaki itibarının sağlanması için hukuk kurallarına uygun hareket eder.En son görüşte ise kişiler hukuk kurallarına uymayı görev olarak algılarlar.

 

1.1.CEZA HUKUKUNDA YAPTIRIM

 

Topluma karşı olan zararlı fiilin karşılığı olarak  o toplum adına uygulanan yaptırımdır.Ceza kanunda suç sayılan fiilleri yapmak sureti ile devlet düzenini bozan suçlu,devlet tarafından kanunda öngörülen yaptırım ile cezalandırılır.Ceza sadece hukuka aykırılık veya kişilere zarar verme nedeni ile değil devletin hukuk düzenini bozması ile de ilgilidir.Ceza hukukunda yaptırım özel bir ilkeye dayanır.Kanunda yazılı olmayan tanımlanmamış suça ve ceza olamaz ilkesi kısaca kanunilik prensibi denilen ilkeye dayanır.Cezalar ise idam (yapılan Anayasa değişikliği ile uygulanmamaktadır ancak Türk ceza Kanununda ilgili hükümler halen vardır ve uyum yasaları ile birlikte kelime olarak bu yaptırımda yasadan çıkacaktır.),ağır,hafif hapis,ağır para,hafif para cezası,meslekten men,kamu hizmetlerinden men gibi çeşitli türlere ve suçun özelliğine göre ayrılır.

 

2.BORCUN YAPTIRIMI: SORUMLULUK 

 

2.1.Alacaklının borçlunun mallarına el koyması:

 

Borcun yerine getirilmesi keyfi nitelikte değildir.borçtan dolayı yükümlülüğünü yerine getirmeyen borçlunun mallarına alacaklı devlet otoritesinin yardımı ile el koyabilmelidir.Bu şekildeki el koymaya cebri icra yolunu kulanarak erişilebilir.Bu anlamdaki borçlunun sorumluluğuna ….ile sorumlulukdenir.Bu şekildeki sorumluluk sınırlı ve sınırsız sorumluluk olarak ikiye ayrılır.

 

a)Sınırsız şahsi sorumluluk

 

Borçlu kural olarak aksi kararlaştırlmamışsa veya kanun aksini emretmemişse,bütün malvarlığı ile sorumludur.Alacaklı cebri icra organlarının yardımı ile borçlunun malarına el koyar ve malları satış yolu ile paraya çevirmek sureti ile alacağını tahsil eder.

 

b)Malvarlığı ile sınırlı sorumluluk

 

Borçlu tüm malvarlığı ile değil belirli miktardaki malı ile sorumlu olur.Örn:Limited şirket ortakları sadece şirkete koydukları sermaye oranında sorumludurlar.

 

Alacaklının borçlunun malvarlığına el koyabilmesi için devlet otoritesini kullanarak cebri icra yoluna gidebileceği daha önce açıklanmıştı.Buradan yola çıkılırsa cebri icra vasıtası olan icra takipleri ikiye ayrılır.İlamlı ve ilamsız  takipler olarak adlandırılırlar.

 

İlamlı takip;mahkeme tarafından verilen bir kararın veya resmen düzenlenen bir noter senedinin icra yolu ile doğrudan doğruya işeme konması sureti ile olur.Borçlu kendisine icra kanalı ile gönderilen icra emrini yedi gün içinde yerine getirmelidir.

 

İlamsız takip;mahkeme tarafından verilen bir karara gerek olmaksızın para ve teminat alacağı olan kişi icra takibi yapabilir.Sözkonusu takipte borçlunun itirazı ile karşılaşılırsa alacaklı,itirazın kaldırılması için dava açmak zorundadır.

 

3.BORCUN YAPTIRIMLARINDAN TAZMİNAT

 

Borçlar hukukunda ortada bir zarar var ise bu zararın eşdeğer miktarda tazmini gerekir.Tazminata yol açan konular aşağıda incelenmektedir.

 

3.1.Haksız fiilden sorumluluk nedeni ile tazminat:

 

Hukuka aykırı fiil nedeniyle ortaya çıkan eylemden dolayı başkalrına verilen zararın sonuçlarından sorumluluktur.Bu şekildeki sorumluluğa akit dışı sorumluluk adı da verilir.

Haksız fiilin unsurları şunlardır.Hukuka aykırılık teşkil eden fiil,kusur,zarar ve fiil ile verilen zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır.

 

a)Hukuka aykırılık:Bir fiilin objektif hukuk kurallarını ihlal etmesidir.Türk ve İsviçre Hukukuna göre objektif ve normatif hukuk kurallarına uymamak hukuk düzeninin emredici hükümleri ile yasaklanan kurallarına aykırılıktır.bir kimsenin mallarına haksız olarak el koyma gibi.Ancak bazen hukuka aykırılığı ortadan kaldıran sebepler vardır.Kamu yararı ile mallara el koyma veya ıztırar hali yani kendini koruma amacı ile ispat etmek gereklidir.

 

b)Kusur:Failin iradesi ile ve bilinçli olarak hukuk düzenine uymamasıdır.kusurlu hareketin kast,ihmal ve tedbirsizlik gibi çeşitli dereceleri vardır.Kusur sorumluluğu olarak fail sorumludur.

 

Kast;en ağır kusur derecesidir.Kast şu şekilde tanımlanabilir.Kişi hukuka aykırılık teşkil eden fiili düşünür ve isteyerek yapar.Kast=düşünme+isteme,yapma

 

İhmal ve tedbirsizlik;Hukuka aykırı sonucu istememekle beraber bu sonucun meydana gelmemesi için şartların gerekli kıldığı dikkat ve özeni göstermemektir.İhmal=önceden hukuka aykırı hareketi görme ancak sonucunu istememe+bu sonucun meydana gelmemesi için gerekli özeni göstermemek+tedbir almamak

 

Tüm yukarıdaki kusur ile ilgili unsurların bulunmamasına rağmen bazı hallerde kişilerin meydana gelen zararlardan dolayı sorumlulukları vardır.Bunlara objektif (kusursuz) sorumluluk denir.Borçlar hukuku bölümünde incelenen haksız fiil benzerlerinden doğan borçlardan sorumluluk bu kısımda yer alır.Bina sahibinin,hayvan sahibinin sorumluluğu…gibi.BK mad 55,56,58

 

c)Zarar: Haksız fiilden önceki ve  sonraki durum sonucunda ortaya çıkan eksilme zarardır.

 

d)Nedensellik bağı:Hukuka aykırılık teşkil eden fiilin sonucunda zararın ortaya çıkmasıdır.Görünen zarar sözkonusu haksız fiilin neden olduğu zarar olmalıdır.

 

3.2.Akde aykırılık nedeni ile tazminat (akdi sorumluluk) :

 

Önceden kurulmuş bir hukuki ilşkide taraflardan birinin kendisine yüklenen borçları gereği gibi yerine getirmemesi akde aykırılıktır.Bu durumda yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişinin tazminat ödemesi gerekmektedir.Akde aykırılık nedeni ile alacaklı müsbet veya menfi zararının tazminini istemek hakkına sahiptir.

 

Menfi zarar;akdin feshedilmesi nedeni ile uğranılan zarardır ve bütün yapılan masraflar menfi zarardır.

 

Müsbet zarar;akit ifa edilmediği veya gereği gibi ifa edilmediği için uğranılan kar yoksunluğu olarak kısaca tanımlanabilir.

 

Kişilerin,haksız rekabet nedeni ile de tazminat istemek hakkı vardır.Ekonomik rekabetin kötüye kullanılması halinde uğranılan zararın tazminidir.

 

3.3.Tazminat şekilleri

 

Borcun yaptırımlarından olan tazminat maddi ve manevi tazminat olarak ikiye ayrılır.

 

a)Maddi tazminat:zarar gören kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmenin zarar veren tarafından aynen ve nakdi olarak giderilmesi yükümlülüğüdür.

Aynen tazmin;zarar görenin malvarlığı o zarar meydana gelmeseydi ne halde olması gerekiyor ise o hale gelmesi için para dışındaki benzer bir değer vermek sureti ile yerine getirilerek ilk durumuna kavuşturlmasıdır.yırtılan bir elbisenin yerine yenisin verilemsi gibi.

Nakden tazmin;mal varlığının zarar veren fiilden önceki hali ,ile sonraki hali arasındaki meydana gelen zararın para ödenerek giderilmesidir.bir defa da ödenebileceği gibi belli aralıklarla irat şeklinde de ödenebilir.

 

b)Manevi tazminat:Zarar gören kişinin kişilik değerlerinde iradesi dışında meydana gelen eksilme sebebi ile çekilen manevi üzüntülerin ,acıların dindirilmesi için zarar veren tarafından ödenmesi gerekli bir miktar paradan ibarettir.

 

3.4.Devletin ve idarenin haksız eyleminden doğan tazminat:

 

Devlet kendi eylemi ve kusurundan dolayı olan zararlardan sorumludur.aynı zamanda kamu hizmeti gören görevlilerinin görevleri sırasında vermiş oldukları zararlardanda sorumludur ve bu zararları tazmin eder.

 

4.YAPILAN İŞLEMİN GEÇERSİZ OLMASI

 

 

 

Emredici hukuk kurallarına uymamanın sonucu hukuki işlemler sözkonusu olduğunda yaptırımı geçersizliktir.Bu konu ile ilgili açıklamalar daha önceki bölümlerde yer almaktadır.Geçersizlik akdin kurucu unsurları ile ilgili değil geçerlilik şartları ile ilgilidir.Akdin kurucu unsurlarından birinin eksikliği halinde akit yok sayılır ancak geçerlilik şartlarındaki eksikli veya sakatlık halinde ise yani emredici hukuk kurallaına uyulmaması sözkonusu ise bunun hukuki yaptırımı geçersizliktir.Bunun sonucu olarak o işlem butlanla batıl olur veya iptal edilir.

 

Butlan;Butlan kamu yararı düşüncesi ile hukuk düzeni tarafından konulmuş bir yaptırımdır.Batıl işlem yapıldığı andan itibaren sonuç doğurmaz.Ancak istisnai olarak evlilik iptal edilinceye kadar geçerli bir evlilik gibi sonuç doğurur.Nedeni ise evlilik birliğinde doğacak olan çocuğu korumak amaçlanmıştır.Batıl bir işlemin geçersizliği için açılan butlan davası tesbit davası niteliğindedir.Butlan davası belli bir zamanaşımına bağlı değildir.

 

İptal;geçersizliğin diğer şeklidir.Kurulmuş bir akdi iptale hakkı olan kimse dava yolu veya tek taraflı irade beyanı ile geçmişe etkili olarak iptalini isteyebilir.Butlandan farkı iptal edilene kadar akit ile başlangıçtan itibaren geçerli olarak hüküm ve sonuçlarını doğurur.Ancak iptal isteyen hak sahibi tarafın irade açıklaması ile geçmişe etkili olarak ortadan kalkar.  

 

5.YAPTIRIMDAN YOKSUN BORÇLAR  EKSİK BORÇLAR

 

Borç ilişkisinin temel kuralına göre alacaklı borçludan edimini yarine getirmesini dava yolu ile veya icra yolu ile talep etmek hakkına sahiptir.Bazı istisnai hallerde ise alacaklının bu talep olanakları yoktur.Burada amaç kamu yararı ve toplum barışını sağlamak için bazı borçları devlet otoritesinin dışında tutmaktır.Örneğin bir bahis ve kumar oynunda taraflar birbirlerine belli şartların oluşması halinde bazı edimler yüklemişlerdir.Alacaklı taraf için bu edimi talep etmek hukuki yoldan mümkün değildir ancak borçlu ödemede bulunursada alacaklı bu ödemeyi kabul eder.Bu borçlara eksik borç denir.kısmen veya tamamen yaptırımdan yoksun borçlardır.Borçlu borcunu ödediğinde yükümlülüğünü yerine getirir ancak alacaklıya daha sonra zaten bu ödemeyi isteme imkanın yoktu tarafıma geri iade et  diyemez.

 

5.1 Eksik borçların çeşitleri

 

a)Niteliği gereği doğuştan eksik borçlar

 

Başkasının malına zarar verme gibi yalnız bu durmda verilen zararın kaçınılmaz olacağını Bazı borçları niteliği gereği toplum hoş görmesede bazı ihtiyaçlar nedeni ile müsamaha göstermekte ancak bu ilişkinin alacaklısına talep hakkı vermemekle bu borca yaptırım uygulamamaktadır.Bu borçlar aşağıda sıralanmıştır.

 

Kumar ve bahis borçları;Kumar sadaca tarafların eğlenmesı için oluşan bir akittir bahis de aynı niteliktedir.Dolayısıyla alacaklısına talep hakkı vermez.Ancak özel kanunlar ile düzenlenen ve yetkili organların müsadesi ile oynan talih oyunlarında kazanan tarafın alacağını dava yolu ile isteme imkanı vardır.Spor toto,milli piyango gibi.

 

Evlenme tellallığından doğan borçlar;evlenme para karşılığı birini aracılığı ile yapılmaış ise aracının parasını talep hakkı yoktur dava veya icra yolu kapalıdır.

 

Ahlaki ödevlerden doğan borçlar;böyle bir ödevi yerine getirmesi beklenen veya getireceğini vaad eden kişiye karşı icra yoluna gidilemez.

 

 

b)Geçici eksik borçlar

 

Karı koca arasınadaki borçlar,evlilik birliği süresince eşler dava açarak birbirlerinden alacağın olduğunun tesbitini isterler ancak cebri icra yoluna gidemezler.evlilik birliğinin sona ermesi ile cebri icra yasağı sona erer.

 

Ana babası ile yaşayan reşit çocuğun alacağı,çocuk kazancının bir bölümünü eve ayırmış ise bunun tesbitini dava yolu ile isteyebilir,ancak icraya koyamaz.Alacaklı kişiler ana baba hakkında icra talebinde buluınmuşsa çocuk onlarla birlikte hacze iştirak edebilir.

 

c)Sonradan eksik borçlar

 

Dava yolu ile elde edilmesi mümkün bir alacağın belli bir zaman sonra bu imkanının ortadan kalkmasıdır.Sözkonusu alacak zamanaşımına uğramış olabilir.Alacağını isteyen alacaklı dava açar ise borçlunun zamanaşımı  itirazı ile karşılaşabilir ve hakimde bu durumu göz önüne almak zorundadır.

 

BÖLÜM VI- HAKLAR

 

1.HAK KAVRAMI

 

Hak;hukuken korunan ve faydalanılması hak sahibinin veya hak sahibinin mümessilinin iradesine bağlı kılınan menfaatlerdir.Kısaca hak,korunmasını istemek yetkisine sahip olduğumuz hukuki menfaatlerdir.

 

1.1.HAKLARIN ÇEŞİTLERİ

 

Haklar; kamu hukuku ve özel hukuk alanında yer almaktadır.aşağıda sırası ile incelenecek haklar özel hukuk alanına giren haklardır.Seçme ,seçilme veya düşüncelerini belirtme gibi haklar kamu hukukunu ilgilendiren haklardır. Özel hukukta haklar şu şekilde gruplandırılabilir.

 

·        Konuları bakımından;mal varlığı hakları ve kişi varlığı hakları,

·        Devredilebilme yönünden hakların ayırımı;kişiye bağlı haklar ve kişiye bağlı olamyan haklar,

·        Nitelikleri yönünden,mutlak (salt) haklar ve nispi (göreli) haklar,

·        Hukuksal etkileri yönünden;yenilik doğuran haklar ve yenilik doğurmayan haklar,

·        Elde edilmeleri yönünden;bağımsız (doğrudan) haklar ve bağımlı (dolaylı) haklar.

 

1.1.1.Konuları bakımından hakların ayırımı Mal varlığı hakları ve Kişi varlığı   hakları

 

Bu ayırım hakların ekonomik değer taşıyıp taşımadıklarına göre yapılan bir ayırımdır.Hakların para ile ölçülebilmesinin mümkün olup olmadığına bakılarak bu ayırım yapılmıştır.

 

Mal varlığı aktif ve pasif olarak ayrıldığı kabul edildiğinde para ile ölçülebilen bütün haklar aktife,borçlarda pasife girer.Mal varlığının aktif kısmına giren yani bir kişinin para ile ifade edilebilen haklarının hepsine mal varlığı hakları denir.Mülkiyet hakları ve alacak hakları bu kapsamdadır.

 

Mal varlığı dışında kalan diğer bir deyişle paraya çevrilemeyen ve kişinin sadece manevi ve sosyal yönünü ilgilendiren haklar ise kişi varlığı haklarıdır.Ancak bu sınıflandırma her zaman doğru sonucu veremeyebilir.Örneğin fikir ve sanat eserleri üzerindeki haklar, bir sanatçının kendi eseri üzerinde manevi olarak menfaat sağlamakla beraber o kişiye parasal yöndende kazanç getirebilir.Sanatçının kendi eserini yoketme hakkı olduğu gibi bu eserin telif haklarını satarak maddi menfaat sağlayabilir.

 

Özel hukukta kişi varlığına giren haklara herhangi bir saldırı olduğu zaman kişinin yargıya müracaat ederek tazminat talep etme hakkı vardır.Tazminat para ile ölçülebilen bir değer olduğundan alacak hakkı şeklinde ortaya çıkar ve mal varlığı haklarına dahil olur.Böylelikle bazı haklar bir yönleri ile kişivarlığı hakları,bir yönleri ile de mal varlığı hakları içinde yer alabilirler.

 

1.1.2.Devredilme yönünden hakların ayırımı,Kişiye bağlı haklar ve Kişiye bağlı olmayan haklar

 

a)Kişiye bağlı haklar

 

Genel olarak kişi varlığına bağlı olan haklar hukuki işlemlerle bir kişiden diğerine devredilemez,miras yolu ile iktisap edilemez.Fakat aynı zamanda devri ve intikali mümkün olamyan mal varlığı haklarıda vardır.Nişanın bozulması sebebi ile tazminat isteme mal varlığı hakkı olamsına rağmen devredilemez ancak nişanın tarafı olan kişi tazminat isteyebilir bu yönü ile alacak hakkı niteliğindeki tazminat aynı zamanda kişiye bağlı hak halinide alır.

 

İntifa ve sükna haklarıda mal varlığı hakları olmalarına rağmen devredilemezler.Kişiye bağlı haklardandır.İntifa hakkı,bu hakkın sahibine başkasının sahip olduğu gayrımenkulden ve menkulden sürekli olarak ölünceye kadar tam ve mutlak istifade hakkı sağlar.Sükna hakkı;bir evde sadece oturmak veya o taşınmazın bir kısmını işgal etmek anlamını taşır ve bu hakkı sadece sükna hakkı verilen kişi kullanır ve devredilemez.

 

b)Kişiye bağlı olmayan haklar

 

Bu haklar genellikle mal varlığı haklarıdır.Mülkiyet hakkı ve telif hakkı bu tip hakların içinde yer alır.Dolayısı ile bu haklar,devredilebilir,miras yolu ile mirasçılara külliyen geçer ve yasal temsilciler tarafından da kullanılabilirler.

 

1.1.3.Nitelikleri Yönünden Hakların Sınıflandırlması,Mutlak (Salt) Haklar ve Nispi (Göreli) Haklar

 

a)Mutlak (Salt) haklar

 

aa)Mallar Üzerinde Mutlak Haklar

 

Mutlak haklar herkese karşı ileri sürülebilen ,sahibine mutlak bir güç sağlayan haklardır.Mülkiyet hakkı malvarlığı hakkı olması ile birlikte aynı zamanda mutlak bir haktır ve bu hak sahibi herkese karşı hakkına saygı gösterilmesini istemek hakkı vardır.mülkiyet hakkına zarar verenlere karşı bu hakkını dava yolu ile koruyabilir.Mutlak haklar ikiye ayrılır.Sözkonusu ayırım;  mallar üzerindeki haklar ve şahıslar üzerindeki haklardır.Mallar üzerindeki haklar kendi içinde ikiye ayrılır.Maddi mallar ve gayrımaddi mallar üzerindeki haklar olmak üzere.

 

aaa)Maddi mallar üzerindeki haklar Ayni Haklar

 

Bu hakların konusu yeryüzünde bulunan ve elle tutulan ve bir cismi olan varlıklardır.Bu mallara eşya adı verilir.Ayni haklar; mülkiyet hakkı ile bu hakkın dışında kalan sınırlı ayni haklardan oluşur.

 

Mülkiyet hakkı;eşya üzerinde tam hakimiyet kuran bir haktır.sözkonusu bu hak içinde üç önemliyetkiyi barındırır.Bu yetkiler;

·        Mülkiyet konusu olan şeyi kullanmak,

·        Mülkiyet konusu olan şeyin semerelerinden doğrudan doğruya faydalanmak,

·        Mülkiyetin konusu olan şeye dair her türlü hukuki işlemleri yapabilmektir.

 

MK .618 maddesi :"Bir şeye malik olan kimse, o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf etmek hakkını haizdir."Kişinin elinden sahip olduğu şey zorla alınır veya çalınırsa kişi malını istihkak davası açarak geri ister veya o şeye karşı mülkiyet hakkını kullanmayı engelleyecek bir durum ortaya çıkarsa o zaman müdahalenin men'I davası açar.

 

Sınırlı ayni haklar;eşya üzerinde mülkiyet hakkının dışında kalan haklardır.Hak sahibine sınırlı güç sağlar.Üç adettir.

·      İrtifak hakkı,

·      rehin hakkı

·      Gayrımenkul mükellefiyetlerinden doğan haklardır.

 

İrtifak hakkı;bir eşya üzerinde asıl malike has olan bazı yetkilerin başkasına devredilmesidir.Asıl malik ya irtifak hakkı sahibinin mülkiyete has bazı yetkileri kullanmasına katlanmak ve yahut bu haklardan irtifak sahibi lehine kaçınmak zorundadır.Satış yetkisi bu yetkilerin dışındadır bu yetkiyi sadece hak sahibi ve yasal temsilcisi kullanabilir.İrtifak hakkı kişiye bir eşyayı kullanma ve yararlanma yetkisi verir.İrtifak haakı bir gayrımenkul lehine kurulursa gayrımenkul irtifak hakkı olur.Örneğin,tarlada bulunan kaynaktan komşu tarlanında sulanması gibi.

 

Şahsi irtifak hakları;Bir gayrımenkulun yararına değil bir kişinin yararı gözetilerek bu hak kurulursa kişisel (şahsi) irtifak hakkından sözedilir.Bu şekil hakkın en önemli iki örneği intifa ve sükna haklarıdır.İntifa hakkı geniş bir haktır.Mülkiyet hakkı sahibi kişiye sadece kuru mülkiyeti bırakır.Semerelerinden  faydalanma ve kullanma hakkı sadece intifa hakkı sahibinindir.Sükna hakkı da oturma hakkıdır.

 

Gayrımenkul mükellefiyeti;bir kimsenin,malik olduğu bir gayrımenkul dolayısıyla ve o gayrımenkulkarşılık olmak üzere,başkasına karşı bir şey yapmak veya vermekle mükellef olmasına denir.Örnek olarak:Bir konserve fabrikası sahibine adınıza kayıtlı taşınmazda yetiştireceğiniz ürünleri belli bir bedel karşılığında vereceğinizi taahhüt eder ve tapuya bu mükellefiyeti kaydettirirseniz bir gayrımenkul mükellefiyeti kurmuş olursunuz.taşınmazın el değiştirmesi hakkın sona ereceğini göstermez.

 

Rehin hakkı,alacağın teminatı olarak verilen taşınır veya taşınmazdan istifade hakkını sağlar.Taşınmaz rehni tapuya tescil, taşınır rehni ise teslim şartına bağlıdır.

 

aab)Maddi olmayan mallar üzerindeki haklar

 

Maddi bir varlığı bulunmayan,insan zeka ve düşüncesinin yarattığı mallarda mutlak hakların konusudur.Bu haklara fikri haklarda denir.Patent,marka,fikir ve sanat eserleri bu kapsamda yer alır.

 

bb)Kişiler üzerindeki mutlak haklar

 

Bu haklar ikiye ayrılırlar.Hak sahibinin kendi üzerindeki haklar ve başka kişiler üzerindeki haklardır.Kişinin kendi üzreindeki haklarına kişilik hakları denir.Kişilik hakları Anayasanın güvencesi altındadır.Kişinin yaşam hakkı gibi haklardır ve kişiyi kendine vereceği zararlardan dahi korumak amaçlanmıştır.Özel hayata yapılan saldırılar kişilik hakkına verilen zararlardır ve kişi bu zararları etkisiz kılacak her türlü önlemi yasalar yardımı ile alır.

 

Başka kişiler üzerindeki haklara ise velayet ve vesayet hakları örnak verilebilir.Bu hakkın kullanılmasındaki başlıca amaç kişiyi korumadır.çocuğun belli bir yaşa gelene kadar ana ve babasının velayeti altında olamsı gibi.

 

 

 

b)Nispi (Göreli ) Haklar

 

Mutlak haklar gibi omayan ancak belirli kişilere karşı ileri sürülebilen haklardır.

 

aa)Borç ilşkisinden doğan nispi haklar: Alacak hakkı nispi bir haktır ve sadece alacak ve borç ilişkisinin borçlusuna karşı ileri sürülebilir.Borcun kaynakları yasada sıralanmaktadır.Bu kaynaklardan biri nedeni ile alacaklı sıfatını kazan kişi diğer taraf olan borçluya karşı nispi hak sahibi olur.

 

bb)Aile ilişkilerinden doğan nispi haklar:Bu haklar eşlerin birbirlerine ,çocukların ebevyenlerine,ebevyenlerin çocuğuna ve bazı hısımların birbirine karşı ileri sürebileceği haklardır.Bu haklar devredilemez ve miras yolu ile bir diğer kişiye geçemez.zaruret altındaki ana babanın çocuğundan nafaka isteme hakkı bu tip bir haktır.

 

cc)Miras ilişkilerinden doğan nispi haklar:Lehine vasiyet yapılan kişi diğer mirasçılardan lehine vasiyet edilen şeyi istemek hakkına sahip olarak bir nispi hak sahibi sayılır.

 

dd)Eşya Hukukundan doğan nispi haklar:Taşınmazlarla ilgili bazı haklar nispi hak kapsamındadır.Kira akdi tapuya şerhedilmiş ise kuvvetlendirilmiş bir nispi hak halini alır.Tapuya kayıtlı taşınmaz üzerinde daha sonra hak sahibi olan kişilere karşı ileri sürülebilen haklardır.

Ayrıca eşya hukukunda sıkça karşılaşılan nispi haklar ,şufa,iştira ve vefa haklarıdır.

·        Sözleşmeden doğan Şufa hakkı;bir önalım hakkıdır.Satılan bir şeyi öncelikle alımı hakkında anlaşma yapılmış ise buna rağmen malik malı  başka bir üçüncü kişiye satmış ise bu hak sahibi eski malikten satılan şey ile ilgili olarak tazminat isteme hakkına sahip olur.Yeni malikten malın kendine devrini isteyemez.

·        İştira hakkı;bir malı tek taraflı beyan ile alma imkanı veren bir haktır.Bu hakkın kullanımı için malın satışa çıkmasını beklemeye gerek yoktur.Asıl olarak üçüncü kişilere karşı  ileri sürülez ancak satım konusu mal bir taşınmaz ise ve tapuda bu konu ile ilgili şerh varsa herkese karşı ileri sürülebilir.

·        Vefa hakkı;satıcının satıp mülkiyetini devrettiği bir malı tekrar satınalabilmesini sağlayan bir haktır.Bu hak sözleşmeden doğar ve şahsidir.Anack taşınmazlarda tapuda şerh var ise üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.

 

 

1.1.4.Hukuksal Etkileri Yönünden Sınıflandırlan Haklar Yenilik Doğuran Haklar ve Yenilik Doğurmayan Haklar

 

Bu ayırım kullanılmaları sonucunda yeni bir hukuksal durumun yaratıp yaratmadığına bakılarak yapılamktadır.

 

a)      Yenilik doğuran haklar

 

Tek taraflı irade açıklaması ile bir hukuksal sonucun meydana gelmesine yol açan yeni bir hukuksal durumun kurulması veya kaldırılması,değiştirilmesi yetkisini veren haklardır.Üç kısımda incelenir.

 

·        Kurucu yenilik doğuran haklar;tek yanlı irade açıklaması ile yeni bir hukuksal durumun ortaya çıkmasını sağlayan haktır.örneğin şufa hakkının kullanılması.

·        Değiştirici yenilik doğuran haklar;yeni bir hukuki ilişki kurulmasına yol açmayan ancak var olan hukuki durumun değişmesini sağlayan haklardır.Örneğin;bir satım sözleşmesinde edimi yerine getirmeyen satıcıdan alıcının iki şekilde hukuki seçeneği ortaya çıkar ya malın teslimini ister ya da malın teslim edilmemesinden dolayı uğradığı zararın tazminini ister.Bu şekilde seçimlik hak kullanan kişi hukuksal durumda değişiklik yapmış olur.

·        Bozucu yenilik doğuran haklar;var olan hukuki durumu sona erdirmek için kullanulan haklara denir.Sözleşmeyi feshetmek,vekilin işine son vermek gibi.

 

Yenilik doğuran hakların özellikleri şunlardır.

 

·        Hak sübjektif bir haktır.Yani bir yetkiye bağlıdır.Bu yetkinin kullanılması ile bu hak ortadan kalkar.

·        Tek taraflı irade beyanı ile kullanılır.

·        yenilik doğuran hak yardımcı bir hak olduğundan hukuki ilişkiler üzerinde vediğer hakların kullanılmasında etkisini gösterir.

·        Yenilik doğuran hak kullanıldıktan sonra bundan rücü edilemez yani geri dönülemez.

 

b)Yenilik Doğurmayan Haklar

 

Bu hakkın kullanılması sonucu yeni bir hukuksal durum ortaya çıkmaz.Bu nedenle bu hakka yalın hakda denir.Örneğin üzerinde mülkiyet hakkı bulunan bir eşyanın kullanılması bu hakda değişiklik veya hukuki ilişkide farklılık meydana getirmez.

 

1.1.5.Elde Edilmeleri Yönünden Haklar;Doğrudan (bağımsız) Haklar ve Dolaylı (bağımlı ) Haklar

 

a)Doğrudan Haklar (Bağımsız)

 

Bir kimsenin doğrudan elde ettiği haklardır.En yaygın haklardır.Mülki,yet,alacak ve fikri haklar bu kapsamda yer almaktadır.

 

b)Dolaylı Haklar (Bağımlı)

 

Başka bir hak ve ilişki nedeni ile elde edilen haklardır.Aşağıdaki şekilde sıralanır.

·        Eşyaya bağlı haklar:Eşyaya sahip olan kişi bu hakkada sahip olur.Geçit hakkı sahibi olma gibi.Bir taşınmaza diğer taşınmazdan geçilmeden girilememesi halinde dolaylı olarak ilk taşınmazın malikinin geçit hakkı sahibi olması açıktır.

·        Alacağa bağlı haklar;rehin hakkı bu kapsamdadır.Bir alacak hakkı sözkonusu olmadığı zaman rehin hakkı var olamaz.

·        Borç ilişkisine bağlı haklar;kira sözleşmesine taraf olan kişilerin hakları bu haklar içinde yer alır.Sözleşmeyi bozma hakkı sadece taraflara aittir.

·        Defi hakları(Karşı )haklar;bu haklar sahibine bir başkası tarafından kendisine karşı yöneltilen bir hakkı etkisiz kılmak veya ortadan kaldırmak imkanını veren haklardır.Bunlar davalıya bir davada kendisini kurtarmak için ileri sürebileceği bütün savunma yollarını  kapsar.Bu yollar aşağıda sıralanmıştır.

İnkar;davalı alacaklının hakkının varlığını inkar eder ispat alacaklıya aittir.İtiraz;davalının var olan bir hukuki duruma rağmen davacının böyle bir talep hakkı olmadığını ileri sürmesidir.Örneğin;sözleşmenin ifa edildiğini ileri süren davalı bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.Dar anlamda defi ileri sürmek;burada borçlu özel bir sebebe dayanarak;edimi yerine getirmemek yetkisine sahip olur.Örneğin borçlu zamanaşımı defi ileri sürebilir veya borcun vadesinin henüz gelmediği defini ileri sürebilir bu durumda hakim borçlunun bu iddialarını talep ile inceler ve haklı ise borçlu lehine karar verir.

 

 

BÖLÜM -VII POZİTİF HUKUKUN KAYNAKLARI

 

 

Hukukun kaynağı hukuk kurallarını doğuran sebep,koşul ve esaslardır.Pozitif hukuk uygulanan hukuk kuralları  olduğundan bu kurallara kaynaklık eden kurallar vardır.Bunlar yazılı hukuk kuralları ve yazılı olmayan hukuk kuralları olarak ikiye ayrılır.Yazılı hukuk kuralları bağlayıcı nitelik taşır.Kanun,kanun hükmündeki kararnameler,tüzükler ve yönetmelikler ile dış hukuk kuralları olarakda adlandırılan uluslararası  anlaaşmalar yazılı hukuk kurallarıdır.Yardımcı hukuk kaynağı olan aynı zamanda yazılı olmayan hukuk kaynağı örf ve adet kurallarıdır.diğer yardımcı kaynaklar doktrin ve yargı kararlarıdır.

 

1.HUKUKUN YAZILI KAYNAKLARI

 

 Hukukun yazılı kaynakları kanun ,kanun hükmündeki kararnameler,tüzük ve yönetmeliklerdir.Bunlara dış hukuk kaynaklarından uluslararası anlaşmalarda eklenebilir.

 

1.1. Kanun

 

Kanun Anayasanın yetkili kıldığı yasama organı tarafından Anayasaca belirlenmiş yöntem ve biçimlere uygun olarak kabul edilip yürürlüğe konulan genel,sürekli ve soyut yazılı hukuk kuralıdır.Bu tanıma göre;

 

a)Kanunlar soyut ve geneldir.Kanun belirli bir kişiye özgü değil aynı nitelikteki bütün olay ve kişilere uygulanır.İstisna olarak bir kişiye uygulanan bir yasa ,yasama organı tarafından çıkarılır ise bu ancak şekli olarak yasa olup maddi hukuk anlamında esas açısından yasa değildir.Yani genel ve soyut değildir.

b)Kanunlar süreklidir.Bu bir ilke olup yürürlüğe giriş ve kalkışına kadar aynı nitelikteki tüm olaylara uygulanır.

 

Genel kanun ve özel kanun ayırımları vardır. Kişiler arasındaki ilşkileri düzenleyen geniş kapsamlı yasalara genel kanun,bu kanunun düzenleme alanına giren belirli bir hukuki ilişkiyi ayrıntılara girerek düzenleyen kanunlara ise özel kanun denir.Medeni Kanun genel bir kanundur.Dernekler Kanunu ise özel bir kanundur.

 

Kanunların hazırlanması ve yürürlüğe girmesi;yasama organının görevidir.Anayasanın 7.maddesi bu konudaki yetkiyi belirtir.AY.nın88.maddesi ise kanun teklifi ve tasarısı verme yetkisinin Bakanlar Kurulu ve milletvekillerinde olduğunu düzenler.Bakanlar kurulu tarafından yapılan yasa önerisine yasa tasarısı,milletvekillerinin önerisine yasa teklifi(kanun teklifi)denir.Bunların görüşülmesi usulleri iç tüzük ile belirlenir.Sözkonusu bu öneri ve tasarılar yasama meclisi komisyonlarında görüşüldükten sonra genel kurulda görüşülür.Daha sonra maddelere geçilmesi oylanır.İkinci aşamada maddeler tek tek oylanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karara varılır.Ancak karar yeter sayısı üye tamsayısının 1/4 ünden az olamaz.

Kanunun bir sistematiği,kenar başlığı,gerekçesi,konuluş amacı ve milli karakter taşıması gereklidir.

 

Kanunların yürürlüğe girmesi;için bazı işlemlerin yapılamsı gereklidir.Yasama meclisinde kabul edilen yasaları yayımlama yetkisi Cumhurbaşkanınındır.Kabul edilen yasalar onbeş gün içinde resmi gazetede yayımlanır.Cumhurbaşkanı eksiklik görürse aynı süre içinde meclise gerekçesinide belirterek geri gönderir.Bütçe kanunları geri gönderilemez.Meclis geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse yeniden geri gönderilme yetkisi yoktur aynan yayımlanır.Buna karşılık meclis değişiklik yapar ise aynı süreç tekrar işler.İlke olarak hazırlanan yasada yürürlük tarihi belirtilir.Tarih yok ise resmigazetede yayımlandığı tarih yürürlük tarihi sayılır.Yayımlanan kanun bağlayıcı nitelik kazanır.

 

Kanunların yürürlükten kaldırlması:kanunlar ilke olarak uzun bir süre yürürlükte kalmaları için hazırlanır ancak bütçe kanunu bir yıl için çıkarırılır.Olağanüstü haller için yayımlanan kanunlar bu hal kalkınca yürürlükten kalkar.yürürlükten kalkan kanunlar bağlayıcı niteliklerini kaybederler.Yürürlükten kanun kaldırma yetkisi meclisindir.Kanunların kaldırılması açık ve zımni kaldırma olarak iki şekilde olur.Kanunun yargı denetimi tarafından iptali ile ilga yani meclis tarafından yürürlükten kaldırlması farklıdır.Anayasa mahkemesi tarafından esas veya şekle aykırılık nedeni ile iptal edilen yasa gerekçeli kararın resmi gazetede yayımladığı tarihte yürürlükten kalkar.

 

a)Açık ilga;yürürlükte olan bir yasanın sonraki tarihli bir yasa ile açıkça ortadan kaldırlması halidir.

 

b)Zımni ilga;yeni tarihli kanun eski tarihli kanunu açıkça kaldırmamakla beraber bağdaşmayan hükümler taşıyor ise söz konusu olur;çünkü bağdaşmama ölçüsü her iki kanun hükmünün birarada uygulanamayacağıdır.genel kanun ve özel kanun ayrımındaki kanunlarda zımni kaldırmanın tesbiti önemlidir.yeni tarihli kanun ve eski tarhli kanun özel kanun ise yeni tarihli kanun eski kanunu ilga eder.Eski kanun genel yeni kanun özel ise genel kanunun bağdaşmayan maddeleri ilga olur.Yeni kanun genel ise eski kanun özel nitelikte ise yeni kanuna aykırı hükümler kalkar yeni genel kanunda bulunmayan eski özel kanunun hükümleri yürürlükte kalır.Uzun zaman uygulanmayan kanunların yürürlükten zımnen kalktığı kabul edilmez.

 

1.1.1.Kanunların Anayasaya Uygunluğu

 

Yazılı hukuk kaynaklarındaki hiyerarşi sonucu yasalar Anayasaya,tüzükler yasalara ve yönetmelikler tüzük ve yasalara aykırı olamaz.Anayasanın tüm diğer yasal düzenlemeler üzerinde üstünlüğü vardır.yasaların Anayasaya uygunluğunun denetimi yargı organlarınca dava ve itiraz şeklinde olur.

 

a)Dava Yolu ile Denetim

 

dava yolu ile denetim açılan bir dava ile bir yasanın Anayasaya uygun olmadığı iddia edilerek iptalini isteme yöntemidir.AY.150 maddesi kimlerin iptal isteminde bulunacağını balirtmiştir.İptal istemi bir yasanın tümü veya bir hükmü için esas ve şekil yönünden aykırılık iddiası ile istenir.cumhurbaşkanı,İktidar ve ana muhalefet partisi grupları,TBMM üye tam sayısının beşte biri sayısındaki üyeler,koalisyon şeklinde iktidar var ise enfazla üye sayısına sahip olan parti bu davayı açmakla yetkilidir.

 

İlgili yasanın esas yönünden iptali için  resmi gazetede yayımından itibaren 60 günlük dava açma süresi vardır.Bu süre hak düşürücü süredir ve kullanılmazsa aynı yasa için dava açılamaz.şekil yönünden aykırılık için dava açma süresi yayımından itibaren 10 gündür bu sürede hak düşürücü bir süredir.

 

b)İtiraz Yolu ile Denetim

 

Bir davaya bakan mahkeme uygulanacak kanunun veya Kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görür veya taraflardan birinin böyle bir iddiası varsa bu iddiayı inceleyerek Anayasa mahkemesine gönderir ve karar gelinceye kadar davayı geri bırakır.Anayasa Mahkemesi 5 ay içinde karar verir ve açıklar bu sürede karar vermezse ilk derece mahkemesi yürürlükteki hükme göre davayı sonuçlandırır.ancak mahkemenin kararı kesinleşmeden Anayasa Mahkemesinden karar gelirse mahkeme bu karara uyar.Anayasa mahkemesi aykırılık iddiasını redderse bir daha aynı hüküm için 10 yıl geçmedikçe aykırılık iddiası ile AYM'ne başvurulamaz.

 

Anayasa Mahkemesinin kararları kesin ve bağlayıcıdır.itiraz yolu yoktur.İptal kararının gerekçesi açıklanmak zorundadır.

 

1. 2.Uluslararası Andlaşmalar

 

Sözkonusu andlaşmalar iki veya çok taraflı olabilir.Tek taraflı andlaşmalar;iki devlet arasındaki karşılıklı menfaat durumlarını düzenlemek,uyuşmazlıkları gidermek amacı ile yapılır ve tarafları bağlar.Çok taraflı andlaşmalar bu andlaşmalara kanun andlaşmalarda denir.Objektif kurallar kapsar.Uluslararası bir topluluk tarafından hazırlanan birden fazla o topluluğa üye devletlerin imzaladığı sözleşmelerdir.Kanun andlaşmalar,uluslararası topluluğun yetkili birimleri tarafından hazırlanır ve taslak uluslararsı konferans veya kongreye katılan üye devlet temsilcilerinin oyuna sunulur ve kuruluşun aradığı çoğunluk kabulu ile  sözleşme kurulmuş olur ancak henüz bağlayıcı değildir.

 

Bir devlet imzaladığı bu andlaşmayı uygulamak için iç hukuk düzenine sokmak zorundadır.İç hukuka dahil etmek için iki sistem vardır.Bir devlet andlaşmanın her maddesini ayrı ayrı yasama organı tarafından oylayarak iç hukuka dahil eder veya yasama organının çıkaracağı onay yasası ile  iç hukuka dahil eder.Bu sistemlerden biri ile iç hukuka dahil olan andlaşma kanun gibi yürürlükte olur.Kanun hükmündedir.Bu andlaşmalar aykırı yeni hukuki düzenleme yapılamaz.

 

1. 3.Kanun Hükmünde Kararnameler

 

Kural olarak yasama yetkisi devredilemez ise de yasa çıkarmadaki zaman alıcı işlemlerin yoğunluğu yüzünden değişen ekonomik ve sosyal ihtiyaçlara cevap verebilecek hukuk kurallarının acele yürürlüğe konmasıdır.Meclis KHK'nin konusunu belirleyerek bu konuda düzenleme yapması için Bakanlar Kuruluna yetki kanunu ile bu yetkiyi verir.yetki kanunun A.Y'ya aykırı olup olmadığı konusunda yargı denetimi vardır.Olağanüstü hallerde yetki kanununa gerek yoktur.KHK Resmi gazetede yayımlandığı gün yürürlüğe girer. ve aynı gün TBMM'nin onayına sunulur.Yayımlandığı gün TBMM'ye sunulmayan KHK'ler aynı gün ve reddedilen KHK'ler bu kararın yaınlandığı gün yürürlükten kalkar.KHK'ler ile ancak sosyal ve ekonomik haklar düzenlenir.

 

1.4.Tüzükler

 

Bakanlar Kurulu,kanunun uygulanmasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri düzenlemek amacı ile kanunlara aykırı olmamak ve Danıştayın incelemesinden geçirmek şart ile tüzük hazırlar.Tüzükler kanun boşluklarını doldurmayı hedeflemez.Cumhurbaşkanınca imzalanır ve yayınlanır.Yürürlük tarihi yoksa yayımdan 45 gün sonra yürürlüğe girer.Tüzük her zaman kanuna dayanır ve kanuna aykırı olamaz.Aykırılık iddiası mahkemede ileri sürülebilir.Danıştay'dan dava yolu ile iptali istenebilir.Mahkeme aykırılık iddiası olan tüzüğü uygulamaz.

 

1.5 Yönetmelikler

 

Devlet içinde başbakanlık,bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olamak şartıyla yönetmelikler çıkarabilir.yönetmelik çıkarmak için kanun ile yetkilendirme yapılmaz.Yönetmelikler idari ve uygulama yönetmelikleri olarak ikiye ayrılır. İdari yönetmelikler düzenli yönetim için gereklidir.Kapsam sınırlıdır ve idarenin iç ilişkilerini düzenler.Uygulama yönetmelikleri ise kanun ve tüzüğün öngördüğü açık bir hükme dayanılarak çıkarılır ve o kanunu tamamlama amacı taşır.Bağlayıcıdır ve kanunda ilgiliyönetmelik için resmi gazetede yayımlama şartı varsa yayınlanır böyle bir şart yok ise yayınlanmaz.Danıştayın yargısal denetimine tabidir.

 

 

2.HUKUKUN YAZILI OLMAYAN VE YARDIMCI KAYNAKLARI

 

Bu kaynaklar örf ve adet kuralları,yargısal içtihatlar ve doktrin(bilimsel görüşler)dir.

 

2.1.Örf ve Adet Hukuku

 

Örf ve adet hukuku toplum tarafından aynı doğrultuda ve sürekli benimsenmiş,tekrarlanma sonucu yerleşmiş ve uyulması zorunlu kurallar topluluğudur.Bu kurallar yazılı değildir,fiilen uygulanan pozitif hukuk kuralıdır.Bir konu hakkında yazılı yasal düzenleme yok ise örf ve adet kurallarına bakılır Medeni Kanun 1.madde bu konuyu düzenler.Yazılı düzenleme varsa örf ve adete bakılmaz.Söz konusu bu kurallar nitelik açısından diğer yazılı kurallar gibi soyut,genel ve objektiftir,bilinen kurallardır ve zorlayıcı özelliği bulunmaktadır.Zorlayıcılı özelliğinden maksat kanun koyucuya düzenlediği konu hakkında yazılı düzenleme yaptırabilmesidir.Yazılı hukuk kurallarından emredici hukuk kurallarına aykırı olamaz.

Özel hukuk alanında kanun boşlukları bu kurallar ile doldurulur.Ticaret hukukunda önemli bir yer tutar.Hakkında ticari bir hüküm bulunmayan işlerde örf ve adet kurallarına bakılır.Ancak bu kurallar kanunda aksine bir hüküm yoksa uyuşmazlığın çözümünde verilen hükme esas olamaz tarafların irade beyanlarının açıklanmasına yardım eder.Devletler özel hukukunda kanun uyuşmazlıklarının çözümünde bağlam kuralı olarak rol oynamıştır.Sözleşme yapıldığı ülke topraklarının kanunu ile idare edileceği bir örf ve adet kuralıdır.Ceza hukukunda bu kuralların uygulama olanağı yoktur.İş hukukunda önemlidir.

 

2.2.Yargısal içtihatlar

 

Bir uyuşmazlık halinde hakim olayın özelliğine uygun soyut ve genel bir hukuk kuralını uygulayarak karar vermekle yükümlüdür.Bu karara karşı üst derece mahkemesi olan yargıtayın hukuk veya ceza dairelerinin verdiği bozma kararına ilk derece mahkemesi yargıcı direnirse yargıtay veya hukuk dairelerinden oluşan genel kurulun verdiği kararlardır.Yardımcı hukuk kaynağıdır.

 

2.3.İçtihatı Birleştirme Kararları

 

Yargısal içtihatlar bağlyıcı nitelikte değildir.Ancak uygulamada benzer olaylarda devamlı farklı hükümler verilirse yargıtayın daireleri arasında içtihat uyumsuzluğu var ise bu farklılık hukuk ve ceza dairelerinin katıldığı içtihatı birleştirme kurulu ile karar bağlanır.Bu kararlar benzer konularda bağlayıcı nitelikte olduğundan yürürlük kaynağı teşkil eder.

 

2.4.Bilimsel İçtihatlar

 

Bilimsel içtihatlar;huku ilmi ile uğraşanların hukuki konular hakkındaki yayımladıkları,şerh,kitap makaleler,eleştri ve monografiler gibi yazı ve eserlsrinde açıklanan görüşlerdir.

 

BÖLÜM -VIII KANUNLARIN UYGULANMASI

 

1.KANUNLARIN YER VE ZAMAN YÖNÜNDEN UYGULANMASI

 

Bir kanunun uygulanması yürürlükte olmasına bağlıdır.Kanunda öngörülen soyut şartların,gerçekleşen bir olayda uygulanmasıdır.Kanunların uygulanmasını, yer ve zaman bakımından uygulanması olarak ikiye ayırarak incelemek gerekir.

 

1.1.Kanunların Yer bakımından Uygulanması

 

Kanunlar kural olarak,ülke sınırları içinde uygulanır.Buna kanunların yerelselliği ilkesi denir.Kamu ve ceza hukukunun uygulanması bakımından vatandaş ve yabancı ayrımı yapılmamaktadır.Sözkonusu hukuk dalları, kamu menfaati,düzeni ve barışı koruma amacında olduklarından herkese eşit olarak uygulanır.Ancak devlet yönetimi ile ilgili hükümler yabancılara uygulanmaz.Seçimlere katılma gibi haklardan yabancılar yararlanmaz.

 

Özel hukuk alanında ise;kişilerin özel ilişkileri düzenlendiğinden yabancının milli kanunu hukuki olayın durumuna göre uygulanır.Ancak yabancı kişinin milli kanunu ile bulunduğu ülke kanunu arasında kanun uyuşmazlığı çıktığında Devletler Özel Hukukunda kabul edilmiş bağlama kurallarına bakılır.

 

1.2.Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması

 

Kanunların zaman bakımından uygulanmasından amaç kanunların yürürlükte kaldıkları süre içinde uygulanmasıdır.Ancak bazı hallerde eski tarihli kanun ile yeni tarihli kanun arasında geçişin ne şekilde yapılacağı açık değildir.Bu sorunun çözümü için bazı kurallar oluşturulmuştur.

 

a)İlk kural kanunların geriye yürümemesi kuralıdır.yeni kanun eski kanun yürürlükte bulunduğu zaman meydana gelen olaylara uygulanmaz.

 

b)İkinci kural;eski kanunun yeni kanun yürürlükte olamsına rağman etkisini kaybetmemiş olamsıdır.Eski kanun zamanında usulüne uygun ve kesin olarak kazanılmış haklar var olmaya devam eder.Nedeni kişiler yasal bir düzen içinde bu haklarını kazanmışlardır ve hukukun güvenirliliği ve hukuk devleti olmanın gerektirdiği yükümlülük kazanılmış hakların korunmasını gerektirmektedir.

 

Eski kanun düzeninde muhtemel olarak kazanılacağı beklenen haklara yeni tarihli kanun uygulanır.

 

Yeni tarihli kanunun içerdiği kamu düzeni ve genel ahlaka dair hükümler eski kanuna göre kazanılmış haklar ile çelişki içinde ise yeni tarihli kanun uygulanır.Medeni Kanunun kabulunden önce birden fazla evlilik yasal iken bu kanunun kabulu ile yasaklanmıştır.Ancak eski kanun zamanında yapılan çok eşli evlilikler kazanılmış hak olduğundan kabul edilmiştir.Buna rağmen evliliğin sona erme şekli ile ilgili hukuki düzenleme ise yeni kanuna tabidir.Eski kanunda yer alan boşanma hükümleri kamu düzenine aykırı kabul edilmiştir.

 

Tarafların istekleri içinde olmayan hukuksal düzenlemelere yeni kanun uygulanır.örneğin zamanaşımı sürelerinde yeni kanun ile değişiklik yapılmış ise bu kanuna uyulur.Eski kanuna göre açılmış bir dava süresince yeni kanun yürürlüğe girerse yeni kanunun hükümlerine göre yargılama sürer.

 

Ceza hukukunda ise suç işlendiği tarihte yürürlükte olan kanuna tabidir.Suç işlendiği tarihte kanunun suç saymadığı fiil yeni kanun ile suç sayılsa dahi sanığa ceza verilemez.Eski kanun zamanında işlenen bir suça yeni kanun suça daha ağır ceza  verse bile uygulanmaz.Ancak yeni kanun sanık lehinde hüküm içeriyorsa uygulanır.

 

2.KANUNLARIN ANLAM YÖNÜNDEN UYGULANMASI

 

Soyut olan hukuk kurallarının somut olaylara uygulanırken bu kuralların yorumlanması önem taşımaktadır.Bu şekilde hukuk kurallarının ne anlama geldiği saptanabilir.Ayrıca yargıcın kanun boşluğu doldurması ve takdir yetkiside hukuk kurallarının uygulanması için önemlidir.

 

1.Yorum

 

Kanunlarda yer alan kuralların anlamı herzaman açık olarak anlaşılamaz.Her sözcük hem sözcük anlamı hemde yasada konulduğu yerin amacına göre anlam taşır.hakimin bu yüzden somut bir olaya uygulayacağı hukuk kuralını yorumlaması gerekir.

 

1.2.Yorum Türleri

 

Yasama organınca yapılan yorum;1924 Anayasasında yasaların TBMM tarafından yorumlanması görev olarak sayılmıştır.Bu metod daha sonraki Anayasalarda kullanılmamıştır.

Yargı yorumu;yargı organları somut olaylara uygulayacağı hukuk kuralını yorumlar.

Bilimsel çevrelerce yapılan yorum;bilimsel yayınlarda yapılan yorumlardır yargıyı bağlamaz ancak yol gösterici olur.

 

1.3.Yorum Türleri

 

a)Deyimsel Yorum:Kanunun deyim ve mantık anlamına bakılır.Buna lafzı yorumda denir.Madde metninde kullanılan sözcüklere ,anlatım biçimine,dil kuralarına baklır ve çeşitli mantık kurallarından yararlanılır.Benzetme,aksi ile kanıt mantık kuralları yardımcı olur.Bu yöntemin özelliği yasanın sözlerine bağlı kalınmasıdır.

 

b)Tarihsel Yorum:Kanun yapıcının sözkonusu kanun yapılırken izlediği amaç araştırılır.Amacın tesbiti için ise kanunun hazırlık evresindeki çalışmalar bakmak gerekir.Bu yönteme özel yorum metodu adı da verilir.Ancak uzun ve zahmetli bir yoldur ve her zaman toplumun ihtiyacını karşılamaz.Toplum devamlı değişen bir yapılanmadır bu yüzden bu şekilde yapılacak yorumun günün şartlarına uyup uymayacağı belirsizdir.

 

c)Amaçsal Yorum:Amaçsal yorumun bir diğer adı gai yorumdur.Kanunlar uygulandığı zamanın gereklerine ve anlayışına göre yorumlanır.Kanunlar yürürlüğe girdikleri andan itibaren onu hazırlayanlardan bağımsız nitelik taşır.Bu yüzden uygulandığı zamanın şartlarına uygun yorum sağlıklı bir yorum metodudur.

 

d)Karma Yorum:Asıl olarak bir kanunun yorumu için yukarıda sayılan tüm metodlardan yararlanılmalıdır.Deyimsel yorum kullanılırsa düzenleme konusu ve gerekleri gözardı edilir,tarihsel yorum yapılısa zamanın değişimlerine bakılmaz sadece amaçsal yorum yapılırsa bu kez uygulayıcının keyfi olma tehlikesi ortaya çıkar.Bu yüzden tüm yöntemlerden yararlanmak yorum yaparken esas alınmalıdır.

 

2.Kanunların Benzetme (Kıyas) Yoluyla uygulanması

 

2.1.Örnekleme Yöntemleri

 

Kanunun belirli olaylar ile ilgili bilinçli ve kastlı olarak bir düzenleme yapmadığı araştırma sonucu anlaşılırsa kanun boşluğundan sözedilemez.Kıyas yani örnekleme metodu ile kanunun yapısından ve metin yapısından hareketle mantık kullanılarak bir sonuca varılması gerekir.

 

a)Örneklenen Kanıt-Benzetme-Kıyas

 

Kanun koyucu;belirli bir konuda bir kural koyduğu halde bu konuya benzer bir konuda kural öngörmemişse bu  olayada sözkonusu kuralın uygulanacağı kabul edilir.Bazı hallerde kanun kıyas yapılacak hukuki olayı madde metninde  belirtebilir.

 

 b)Öncelikli Kanıt

 

Belirli bir somut olay için öngörülmüş olan bir kanun hükmünün,o olaya çok benzeyen başka bir olayda uygulanmasının çok belirgin olduğu hallerde uygulanır.Örneğin;ehliyetsiz kişinin mal satışı yapamayacağını belirten yasa hükmü aynı kişinin yapacağı bağışlar içinde uygulanır.

 

c)Karşıt Kavram Kanıtı

 

Bir kanun hükmünün kapsamı daraltılarak sadece somut bir olaya uygulanması ve kanunda kasıtlı bir hüküm bulunmayan benzer bir olaya uygulanmamasıdır.Kanun koycu bu düzenlemeyi bilerek yapmamıştır.Örneğin evlenme reşit olamyan kişinin reşit olamsını sağlarken nişanlılık için aynı kural sözkonusu değildir.

 

3.HAKİMİN HUKUK YARATMASI

 

Kanun boşluğu bulunan hallerde hakimin hukuk yaratmasından sözedilir.Kanun boşlukları kanunda aranılan bir düzenlemenin yapılamamış olmasını ifade eder.Kanun boşlukları ile ilgili çeşitli ayrımlar aşağıda sıralanmaktatır.

 

a)Bilinçli Boşluk-Bilinçsiz Boşluk

 

Bilinçli boşluk kanun koyucu tarafından bilinerek ve istenerek bırakılmış boşluktur.Örneğin gayrımenkul mülkiyetinin devri belli şekle ve sebebe bağlı iken menkul mülkiyetinindevrinin geçerli bir iktisap nedenine bağlı olup olmadığı konusunda hüküm yoktur.

 

Bilinçsiz boşluk ise;kanun koyucunun isteği dışında meydana gelen boşluktur.İhmal veya önceden öngörülemeyen bir hukuki durumun ortaya çıkması ile oluşabilir.

 

b)Kanun İçi Boşluk veya Örtülü Boşluk

 

Kanun içi boşluk kanun koyucunun isteği ile bırakılmış boşluktur.Kanun koyucu böyle bir durumda kanunu tamamlamak yetkisini açıkça hakime bırakmıştır.MK.4'de kanunun hakime takdir yetkisi verdiği hallerde hakim hakkaniyetli karar verecektir.

 

c)Açık Boşluk -Örtülü Boşluk

 

Belirli bir olay ile ilgili olarak kanunda uygulanabilecek hüküm yok ise açık boşluktan sözedilir.Örtülü kanun boşluğu ise,kanunda bir hüküm vardır ancak bu hükmün lafzı ve ruhu birbirine uymamaktadır.Bu şekilde uygulandığında dürüstlük kuralı ile bağdaşmaması sonucu hakkın kötüye kullanılması olarak niteleniyorsa gizli boşluk var demektir.

 

Hakim kanunda boşluk var diyerek davaya bakmaktan vazgeçemez bu boşluğu doldurması gereklidir.Ancak kanun boşluğu kıyas veya yorum ile giderilebiliniyorsa burada kanun boşluğundan sözedilemez.Bu durumda hakimin hukuk yaratma yetkisi yoktur.Kanun boşluğu olan olay ile ilgili örf ve adet kuralı var isede hakimin hukuk yaratma yetkisi yoktur.

 

2.4. FİKRİ HAKLAR ve SINAİ MÜLKİYET HAKLARI HUKUKU

Bu hukuk dalı daha önceleri içinde yer aldığı Medeni Hukuk,Ticaret ve Borçlar Hukukundan ayrı bir uzmanlık gerektiren hukuk dalı olmuştur.Günümüzde yaşanan teknolojik gelişmeler sonucu bilimsel eserler,sanat eserleri ve buluşlar gibi yaratıcılık unsuru taşıyan değerler herkesce ulaşılabilir olmuştur.Bu durum hem iyi hemde kötü gelişmelere neden olmaktadır.Emek harcanarak yaratılan şeylerin taklit edilmek veya alıntı yapılarak yaratan veya bulan kişiye zarar verecek o kişinin ekonomik kazancını engelleyecek şekilde çoğaltılmasının önüne geçilmek için daha önce var olan kuralların çerçevesinin genişletilmesi ile başka bir takım hukuk kurallarına ihtiyaç doğmuştur.Bu kurallar ile ortaya çıkan hukuk dalına Fikri Haklar ve Sınai Mülkiyet Hakları Hukuku adı verilir.Adından da anlaşıldığı gibi iki kısımda incelemek yararlıdır.Birinci olarak,Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku,ikinci olarak Sınai mülkiyet hakları hukuku ayrımları vardır.

2.4.5.Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku

 

Fikir ve sanat eserleri bilim,edebiyat eserleri,bilgisayar yazılımları,müzik,güzel sanatlar ve sinema eserleri sahiplerinin haklarının korunmasını ve kullanılmasını düzenleyen hukuk dalıdır.Ülkemizde olduğu gibi dünyada da gelişim halinde bulunan bir hukuk dalıdır.Fikir ve sanat eseri üzerindeki haklar maddi olarak görülebilir ve tesbit edilebilir haklar olmadığından gayrımaddi mal olarak yorumlanır ve üzerindeki haklara da mutlak haklar veya telif hakları denir.Bu hukuk dalı sözkonusu bu haklar ile ilgilidir.

 

Sınai Mülkiyet Hakları Hukuku

 

Sınai Mülkiyet Hakları Hukuku ;teknolojinin geliştiği ve bundan yararlanarak ticari hayatın hız kazandığı günümüzde yaratıcılığın teşviki ve korunması için büyük önem taşımaktadır.Başlıca sınai mülkiyete konu olan haklar,patent,marka ve endüstriyel tasarımdır.Bu hukuk dalı sözkonusu bu hakların korunması ve kazanılması hakkındaki hukuk kurallarını belirler.

 

 

SINAİ MÜLKİYET KAVRAMI NE ANLAMA GELİR?

 

"Sınai Mülkiyet" kavramı genel tanımı ile, sanayide ve tarımdaki buluşların, yeniliklerin, yeni tasarımların ve özgün çalışmaların ilk uygulayıcıları adına veya ticaret alanında üretilen ve satılan malların üzerlerindeki üreticisinin veya satıcısının ayırdedilmesini sağlayacak işaretlerin sahipleri adına kayıt edilmesini ve böylece ilk uygulayıcıların ürünü üretme ve satma hakkına belirli bir süre sahip olmalarını sağlayan gayri maddi bir hakkın tanımıdır. Sınai Mülkiyet hakları aşağıda tanımlanan konuları kapsamaktadır:

 

I.PATENT NEDİR ?

Buluş Nedir?, Patent Nedir?

Buluş, "tarım dahil, sanayideki herhangi bir spesifik sorunun çözümü" olarak tanımlanır.

Patent, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma, satma veya ithal etme hakkıdır. Bu hakkı gösteren belgeye de patent denir. Geleneksel terminoloji ile sınai mülkiyet haklarının içinde önemli bir yer tutan "patent hakkı", özellikle teknoloji transferinin aracı olması bakımından gelişmekte olan ülkeleri daha çok ilgilendiren maddi olmayan bir mala ilişkin haktır.

 

Buluşların Patent İle Korunmasının Amaçları Nelerdir?

Amaçları şu şekilde sıralayabiliriz.

1- Zihni yaratmanın tanınması,

2- Buluş faaliyetinin özendirilmesi,

3- Buluş sahibinin ödüllendirilmesi,

4- Araştırma geliştirme sonuçlarının açıklanarak, teknik bilginin yaygınlaştırılması.

Bu amaçlara ulaşmak üzere geliştirilen patent sistemi, buluş sahiplerinin buluşlarını, başkalarının kolayca anlayabileceği ve bundan yararlanarak daha iyi çalışmalar yapabileceği biçimde ayrıntılı olarak açıklamaları karşılığında kendilerine, buluş konusu ürünü üretme, kullanma ve satma konusunda belirli bir süre ayrıcalık veren bir sitemdir. Buluş sahibinin ödüllendirilerek buluş yapmanın özendirilmesi ve buluşlarla ilgili bilginin ortaya koyulması, bu bilgiler ışığında yeni kişilerin yeni buluşlar yapabilmelerini ve bu buluşların sanayiye uygulanmasını sağlamakta ve böylece ülkedeki ekonomik gelişmeye büyük katkı sağlanmaktadır.

 

Patentle Korunacak Buluşlarda Aranan Kriterler Nelerdir ? Hangi Buluşlar Patent İle Korunabilir ?

Patentle korunacak buluşlarda aranan kriterler şunlardır;

·        yenilik

·        tekniğin bilinen durumunun aşılması

·        sanayiye uygulanabilirlik

Yenilik, başvuru yapılmadan önce başkaları tarafından yazılı, sözlü ya da uygulanarak açıklanmamış olmak anlamında mutlak yeniliktir. Tekniğin bilinen durumunun aşılması kriteri ise "konuda uzman bir kişinin kolayca düşünüp uygulamaya koyamayacağı" nitelik anlamındadır. Sanayiye uygulanabilirlik, buluşun tümüyle kuramsal olmak yerine pratiğe uygulanabilir özellik taşıması demektir.

 

Patent Verilemiyecek Konular ve Buluşlar Nelerdir ?

Aşağıda sayılanlar buluş niteliğinde olmadıkları için patent kapsamı dışında kalır ve bunlar için koruma talep edilmesi halinde patent verilmez.

a - Keşifler, bilimsel teoriler, matematik metotları;

b - Zihni, ticari ve oyun faaliyetlerine ilişkin plan, usul ve kurallar;

c - Edebiyat ve sanat eserleri, bilim eserleri, estetik niteliği olan yaratmalar, bilgisayar yazılımları;

d - Bilginin derlenmesi, düzenlenmesi, sunulması ve iletilmesi ile ilgili teknik yönü bulunmayan usuller.

e - İnsan veya hayvan vücuduna uygulanacak cerrahi ve tedavi usulleri ile insan, hayvan vücudu ile ilgili teşhis usulleri.

(e) bendindeki hüküm bu usullerin herhangi birinde kullanılan terkip ve maddeler ile bunların üretim usullerine uygulanmaz.

Aşağıda belirtilen buluşlar patent verilerek korunmaz:

a - Konusu kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olan buluşlar.

b - Bitki veya hayvan türleri veya önemli ölçüde biyolojik esaslara dayanan bitki veya hayvan yetiştirilmesi usulleri.

 

Patent Verilme Sistemleri Ve Koruma Süreleri

 

Türkiye’de biri incelemesiz; diğeri incelemeli olmak üzere iki çeşit patent sistemi vardır. İncelemesiz sistemde, ülkemizde mali kaynakları kısıtlı olan buluş sahiplerine ucuz, süratli, ancak süresi nisbeten kısıtlı, 7 yıllık bir koruma sağlanmaktadır. İncelemeli sistemde işlemler daha uzun sürmekte, ancak incelemeli patent, başvurunun patentlenebilirlik kriterlerine sahip olup olmadığını gösteren bir inceleme raporuna dayanarak verildiği için daha sağlam ve daha uzun bir koruma elde edilmektedir. İncelemesiz patent, gerekli şartlar yerine getirilmek ve incelenmek şartıyla incelemeli patente dönüştürülebilmektedir.

 

1.İncelemesiz Patent Verme Usulü ile tanınan koruma süresi 7 senedir.Uzatılamaz.

2.İncelemeli Patent verme Usulü ile tanınan koruma süresi 20 yıl olup uzatılması mümkün değildir.

 

Faydalı Model Nedir ve Yararları Nelerdir?

 

Türkiye'de ve dünyada yeni olan ve sanayiye uygulanabilen buluşların sahiplerine belirli bir süre (10 yıl), bu buluş konusu ürünü üretme ve pazarlama hakkının tanınmasıdır.

Faydalı model belgesi verilmesi işlemleri, patent verilmesine oranla, hem zaman hem de masraf açısından daha elverişlidir. Faydalı model koruması elde etme işlemlerinin basit ve ucuz olmasının, özellikle küçük ve orta ölçekli sanayicilerimizin ve araştırma kuruluşlarımızın buluş yapmalarını ve bunları sanayiye uygulamalarını özendireceği düşünülmüştür. Diğer taraftan, özellikle günümüzde, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin gerçekleştirdiği yeniliklerin, rakiplerce hemen hemen aynısının yapılarak taklit edilmesi tehlikesi mevcuttur. Küçük ve orta büyüklükteki bu işletmelerin, mütevazi de olsa, bu buluşlarını faydalı model belgesi vererek korumak, onların ekonomik varlıklarının idamesine hizmet edecektir. Başka bir deyişle, faydalı model koruması, tecavüz fiillerine karşı, patent korumasına oranla daha çabuk ve seri bir işlev görecek şekilde düzenlenmiştir

 

Patent Haklarına İlişkin İhlaller ve Tecavüzler Konusunda Hangi Suçlar Tanımlanmakta ve Hangi Cezalar Öngörülmektedir?

Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 73/A maddesinde, patent hakları konusundaki ihlal ve tecavüz hallerine ilişkin suçlar üç ayrı grupta toplanmış ve herbiri için ayrı cezai hükümler getirilmiştir.

Birinci grupta; patent hakkı sahibi olarak belirtilmesi gereken kimlik bildiriminin gerçeğe aykırı olarak yapılması; patent koruması olan bir eşya veya ambalajı üzerine konulmuş, patent koruması olduğunu belirten işaretin, yetkisi olmadan kaldırılması; bir kişinin kendisini haksız olarak patent başvurusu veya patent hakkı sahibi olarak göstermesi durumları tanımlanmış ve bu durumda suçlular hakkında üçyüz milyon liradan altıyüz milyon liraya(*) kadar ağır para cezası ve bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

İkinci grupta ise; mevcut olmadığını veya üzerinde tasarruf yetkisi bulunmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde, patent korumasına ilişkin mevzuatın devir ve intikal, rehin ve haciz ile ilgili maddelerinde yazılı haklardan birini veya bu haklarla ilgili lisansı, başkasına devretme veya verme veya rehnetme veya bu haklar üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunulması, korunan bir patent hakkının sahibi olmadığı veya koruma süresi bittiği veya herhangi bir sebeple patent hakkının hükümsüzlüğü veya patent korumasından doğan hakkının sona ermesi durumlarında; kendisinin veya başkasının imal ettiği veya satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticari evrakına veya ilanlarına, hukuken korunan bir patent hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandıracak şekilde, işaretler koyma veya bu amaçla yazılı ve görsel basındaki ilan ve reklamlarda, bu tarzda yazı, işaret veya ifadelerin kullanılması durumları tanımlanmış ve bu durumda suçlular hakkında altı yüz milyon liradan bir milyar liraya(*) kadar ağır para cezası ve iki yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Üçüncü grupta ise patent haklarına tecavüz sayılan fiillerden birini işleyenler hakkında, altı yüz milyon liradan bir milyar liraya(*) kadar para cezası ve iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Ayrıca, haklarında bu tür suçlardan dolayı cezalara hükmolunanların, varsa işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere kapatılması ve aynı süre ticaretten men edilmeleri hüküm altına alınmıştır.

(*)28.07.1999 tarih ve 4421 sayılı “Türk Ceza Kanunu ile Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile (Madde 4 b/9) 01.01.1994 ila 31.12.1998 tarihleri arasında yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları sekiz kat arttırılmıştır.

 

Yurtdışında Patent/Faydalı Model Başvurusu Nasıl Yapılır?

Yurt dışında patent/faydalı model başvurusunda bulunmak isteyen buluş sahipleri veya başvuru sahipleri, bu ülkelerin her birinde, o ülkenin sistemine uygun bir şekilde ve o ülkenin dilinde hazırlanmış ayrı ayrı başvurularda bulunmak zorundadırlar. Ancak, 12.07.1995 tarih ve 4115 sayılı Kanunla Türkiye'nin katılmayı kararlaştırdığı ve 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe giren Patent İşbirliği Antlaşması (PCT) ile birden fazla ülkede buluşlarını koruma altına almak isteyen başvuru sahipleri, tek bir başvuru ile PCT'ye üye ülkelerin tamamında patent başvurusu yapabilmektedirler. PCT ile ilgili temel bilgileri içeren kitapçık ve PCT başvurusu yapabilmek için gerekli başvuru formları Enstitümüzden ücretsiz olarak temin edilebilmektedir.

Ayrıca 1 Kasım 2000 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Avrupa Patent Sözleşmesi aracılığıyla yapılacak bir patent başvurusu ile de Sözleşmeye üye ülkelerin tamamında veya seçilen ülkelerde bir patent koruması elde etmek mümkün olmaktadır.

 

 

II.ENDÜSTRİYEL TASARIM KORUMASI NEDİR?

Bilgisayar programları ve yarı iletkenlerin topografyalari hariç olmak üzere, endüstriyel yolla veya elle üretilen herhangi bir nesnenin yanısıra bileşik bir sistem veya bunu oluşturan parçaları, setler, takımlar, ambalajlar gibi nesneleri, birden çok nesnenin veya sunuşun birarada algılanabilen bileşimleri, grafik sembolleri ve tipografik karakterleri içine alan ürün yelpazesinde yer alan ürünlerin kendilerinin veya bir parçasının yenilik ve ayırt edici niteliğe sahip olmak şartıyla dış görünümlerinin koruma kapsamı altına alınmasıdır.

Başvuru sahibi, tasarımı veya tasarımın uygulandığı ürünün tescilini 4 defa yenilemek suretiyle 25 yıla kadar üretme hakkına sahip olacaktır.

Endüstriyel Tasarım Hakkına Tecavüz Halleri Nelerdir?

Aşağıda yazılı fiiller tasarım hakkına tecavüz sayılır:

1. Tasarım hakkı sahibinin izni olmaksızın tasarımın aynını veya belirgin bir şekilde benzerini yapmak, üretmek, piyasaya sunmak, satmak, sözleşme akdi için icabda bulunmak, kullanmak, ithal etmek ve bu amaçlarla depolama, elde bulundurmak.

2. Tasarım belgesi sahibi tarafından sözleşmeye dayalı lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devir etmek,

3. Yukarıda bahsedilen fıillere iştirak veya yardım veya bunları teşvik etmek veya hangi şekil ve şartlarda olursa olsun bu fiillerin yapılmasını kolaylaştırmak,

4. Kendisinde bulunan ve haksız olarak üretilen veya ticaret alanına çıkarılan eşyanın nereden alındığını veya nasıl sağlandığını bildirmekten kaçınmak.

5. Gasp.

Tasarım başvurusu bu konudaki Kanun Hükmünde Kararnamenin 34 üncü maddesine göre yayımlandığı takdirde, başvuru sahibi, tasarıma vaki tecavüzlerden dolayı hukuk ve ceza davası açmaya yetkilidir. Tecavüz eden, başvurudan veya kapsamından haberdar edilmiş ise, başvurunun yayımlanmış olmasına bakılmaz. Tecavüz edenin kötü niyetli olduğuna mahkeme tarafından hükmolunursa, yayından önce de tecavüzün varlığı kabul edilir.

koruma kapsamındaki tasarımın tescilli olduğuna ilişkin kaydın ürün, ambalaj veya fatura üzerine konulmamış olması, eylemi tecavüz olmaktan çıkarmaz.

Tescil işaretleri kusurun değerlendirilmesi sırasında dikkate alınır.

Endüstriyel Tasarım Haklarına İlişkin İhlaller ve Tecavüzler Konusunda Hangi Suçlar Tanımlanmakta ve Hangi Cezalar Öngörülmektedir?

4128 sayılı Kanunun 3.maddesi ile 554 sayılı KHK'ye eklenen 48/A maddesinde belirtildiği üzere:

1. Tasarım hakkı sahibi olarak belirtilmesi gereken kimlik bildirimini gerçeğe aykırı olarak yapanlar veya tasarım koruması olan bir eşya veya ambalajı üzerine konulmuş, tasarım koruması olduğunu belirten işareti, yetkisi olmadan kaldıranlar veya kendisini haksız olarak tasarım başvurusu veya tasarım hakkı sahibi olarak gösterenler hakkında bir yıldan iki yıla kadar hapis. üçyüz milyon liradan altıyüz milyon liraya kadar para cezasına,

2. Hak ve alakası olmadığını veya tasarruf yetkisi bulunmadığını bilmesi gerektiği halde, tasarım hakkının korunmasına ilişkin mevzuatın devir ve intikal, rehin ve haciz ile ilgili maddelerinde yazılı haklardan birini veya bu hakla ilgili lisansı, başkasına devreden, veren, rehneden, bu haklar üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunanlar ile korunan bir tasarım hakkının sahibi olmadığı veya koruma süresinin bittiği veya tasarım hakkının hükümsüzlüğü veya tasarım korunmasından doğan hakkının sona ermesi durumlarında, kendisinin veya başkasının imal ettiği veya satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticari evrakına veya ilanlarına, hukuken korunan bir tasarnn hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandıracak şekilde, işaretler koyanlar veya bu amaçla yazılı ve görsel basındaki ilan ve reklamlarda, bu tarzda yazı, işaret veya ifadeleri kullananlar hakkında, iki yıldan üç yıla kadar hapis ve altıyüzmilyon liradan bir milyar liraya kadar para cezasına,

3. 48 inci maddede yazılı fiillerden birini işleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına ve altıyüz milyon liradan bir milyar liraya kadar para cezasına ayrıca, işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere kapatılmasına ve aynı süre ticaretten men edilmelerine hükmolunur.

Bu maddede belirtilen suçlar, hizmetlerini yaptıkları sırada, bir işletmenin çalışanları tarafından doğrudan doğruya veya emir üzerine işlenmişse çalışanlar ve suçun işlenmesine mani olmayan, işletme sahibi, müdür veya temsilcisi ve hangi unvan ve sıfatla olursa olsun işletmeyi fiilen yöneten kişi de cezalandırılır. Bir tüzelkişinin işleri yürütülürken, 48 inci nıaddede sayılan suçlardan biri işlenirse, tüzelkişi, masraflar ve para cezasından müteselsilen sorumlu olur. Fiile iştirak edenler hakkında olayın mahiyetine göre Türk Ceza Kanunu'nun 64, 65, 66 ve 67 nci maddeleri hükümleri uygulanır. Yukarıda sayılan suçlardan dolayı kovuşturma şikayete bağlıdır.

Bu madde hükümlerinin uvgulanmasında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 344 üncü maddesinin birinci fıkrasının 8 numaralı bendi uygulanmaz. Yani tasarım ihlali nedeniyle açılan ceza davaları artık "şahsi dava" değildir. Tasarım korunmasından doğan hakları tecavüze uğrayandan başka, 48 inci maddede sayılanlar dışında kalan suçlarda Enstitü; tasarım hakkı sahibi olarak belirtilmesi gereken kimlik bildiriminin gerçeğe aykırı olarak yapılması ile korunan bir tasarım hakkının sahibi olmadığı veya koruma süresi bittiği veya herhangi bir sebeple tasarım hakkının hükümsüzlüğü veya tasarım korumasından doğan hakkının sona ermesi durumlarında kendisinin veya başkasının imal ettiği veya satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticari evrakına veya ilanlarına hukuken korunan bir tasarım hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandıracak şekilde, işaretler koyma veya bu amaçla yazılı ve görsel basındaki ilan ve reklamlarda bu tarzda yazı, işaret ve ifadelerin kullanılması durumlarında, 5590 veya 507 sayılı kanunlara tabi kuruluşlar ve Tüketici Dernekleri de şikayet hakkına sahiptir. Şikayetin fiil ve failden haberdar olma tarihinden itibaren iki yıl içinde yapılması gerekir.

Bu kapsamdaki suçlarla ilgili şikayetler acele işlerden sayılır. Bu Kanun hükümlerine göre tasarım hakkı başvurusu veya tasarım korumasından doğan haklara tecavüz dolayısıyla üretilmesi veya kullanılması cezayı gerektiren eşya ile bu eşyaları üretmeye yarayan araç, gereç, cihaz makine gibi vasıtaların zaptedilmesi veya elkoyulması veya yok edilmesinde, Türk Ceza Kanunu'nun 36 ncı maddesi hükmü ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

 

Bir Ülkede Tescil Edilen Endüstriyel Tasarımın Tüm Dünyada Geçerli Olacağı Düşüncesi Kamuoyunda Yaygındır? Bu Doğru Mudur?

Bir ülkede tescil edilen Endüstriyel Tasarımın tüm dünyada geçerli olacağı düşüncesi tamamen yanlıştır. Türkiye'de başvurusu yapılan ve tescil edilen bir tasarım sadece Türkiye sınırları içinde söz konusu kanunun getirdiği koruma hakkından yararlanır. Bu nedenle, ayrıca koruması istenilen her ülkede, o ülkenin mevzuatına göre başvuruda bulunularak tescil ettirme imkanı vardır.

Lahey anlaşmasına katılım sonucunda Endüstriyel Tasarınların Uluslararası Tescilinin WIPO aracılığıyla yapılması sonucunda birden fazla ülkede tek bir ücretle, tek bir büro vasıtasıyla koruma sağlanabilecektir.

 

Coğraf İşaret Nedir?

Sınai mülkiyet hakları kapsamında olan coğrafi işaretler menşe ve mahreç işaretleri olarak iki grupta anılırlar.

Bir ürünün menşei olan yöre, alan veya bölge adı menşe adı olarak anılır. Bu şekilde anılabilmesi için ürünün,

Coğrafi sınırları belirlenmiş bir yöre, alan, bölge veya çok özel durumlarda ülkeden kaynaklanan bir ürün olması;

Tüm veya esas nitelik veya özellikleri bu yöre, alan veya bölgeye özgü doğa ve beşeri unsurlardan kaynaklanan bir ürün olması;

Üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerinin tümüyle bu yöre, alan veya bölge sınırları içinde yapılan bir ürün olması,

şartlarının birlikte karşılanması gerekir. Bu tür ürünlere örnek olarak Çerkez peyniri, Trabzon tereyağı, Bozcaada şarabı, Van otlu peyniri verilebilir. Bu ürünlerin nitelikleri, kalitesi, ünü ve diğer özellikleri belirli bir coğrafi yerin doğa ve beşeri unsurlarından kaynaklanan özellikler taşır ve bu ürünler bu özellikleri ile ün kazanmışlardır. Menşe adını taşıyacak ürünler ait oldukları coğrafi bölgenin dışında üretilemezler. Çünkü ürün, niteliklerini ancak ait olduğu yöre içinde üretildiği takdirde kazanabilir.

Bir ürünün menşei olan yöre, alan veya bölge adının, "mahreç işareti" olarak tescil edilmesi için,

Coğrafi sınırları belirlenmiş bir yöre, alan, veya bölgeden kaynaklanan bir ürün olması;

Belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri itibariyle bu yöre, alan veya bölge ile özdeşleşmiş bir ürün olması;

Üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerinden en az birinin belirlenmiş yöre, alan veya bölge sınırları içinde yapılan bir ürün olması,

şartlarının birlikte karşılanması gerekir. Bu tür ürünlere örnek olarak Trabzon ekmeği verilebilir. Bu ürünlerin nitelikleri, kalitesi, ünü ve diğer özellikleri belirli bir coğrafi yere ait doğal hammadde ya da beşeri unsurlara dayalı işlemlerden kaynaklanan özellikler taşır. Mahreç işaretini taşıyacak ürünler ait oldukları coğrafı bölgenin dışında da üretilebilirler. Ancak bu üretimde ait oldukları coğrafi bölgeye ait hammadde ve üretim yöntemlerinin aynen kullanılması ve ürünün kalitesinin aynı olması şarttır.

 

Coğrafi İşaret Olarak Tescil Edilemeyecek İşaretler Nelerdir?

a) Coğrafi işaret tanımına uymayan adlar ve işaretler,

b) Ürünlerin öz adı olmuş adlar ve işaretler,

c) Ürünün gerçek kaynağı konusunda halkı yanıltabilecek olan bitki türleri, hayvan soyları veya benzer adlar,

d) Kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı işaretler,

e) Paris Sözleşmesi ve Dünya Ticaret Örgütü'nü kuran Anlaşmaya üye ülkelerde korunmayan veya koruması sona ermiş veya kullanılmayan adlar ve işaretler.

 

Coğrafi İşaret Hakkına Tecavüz Halleri ve Uygulanacak Cezalar Nelerdir?

Coğrafı İşaret Hakkına Tecavüz Halleri ilgili KHK'da belirtildiği gibi aynen şunlardır:

Tescil edilmiş coğrafi işaretler, bunların kullanım hakkına sahip olmayan üçüncü kişiler tarafindan aşağıda yazılı biçimde kullanımları coğrafı işaret hakkına tecavüz sayılır.

a) Tescilli adın ününden herhangi bir biçimde yarar sağlayacak kullanımlar veya tescil kapsamındaki ürünleri andıran yada çağrıştırabilen ürünlerle ilgili olarak tescilli adın dolaylı veya dolaysız olarak ticari amaçlı kullanımı,

b)Sözcük olarak gerçek coğrafi yeri ifade etmekle birlikte halkta haksız biçimde ürünün başka yer kaynaklı olduğu izlenimini bırakan kullanımı veya korunan adın tercümesinin kullanımı veya 'stilinde', 'tarzında', 'tipinde' 'türünde', 'yöntemiyle', 'orada üretildiği biçimde' veya benzeri diğer açıklama veya terimlerle birlikte kullanımı,

c) Ürünün iç veya dış ambalajında, tanıtım ve reklamında veya ürünle ilgili herhangi bir yazılı belgede doğal veya esas nitelik ve özellikleri ile menşei konusunda yanlış veya yanıltıcı herhangi bir açıklama veya belirtiye yer verilmesi,

d) Ürünün menşei konusunda halkı yanıltabilecek biçimde ambalajlanması veya yanılgı yaratabilecek diğer herhangi bir biçimde sunulması,

e) Bu maddenin (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yazılı fıillere iştirak veya yardım veya bunları teşvik etmek veya hangi şekil ve şartlarda olursa olsun bu fıillerin yapılmasını kolaylaştırmak,

f) Kendisinde bulunan ve haksız olarak üretilen veya ticaret alanına çıkarılan coğrafı işarete sahip malın nereden alındığını veya nasıl sağlandığını bildirmekten kaçınmak.

Coğrafi işaret başvurusu bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesine göre yayınlandığı takdirde, başvuru sahibi, coğrafi işarete vaki tecavüzlerden dolayı hukıık ve ceza davası açmaya yetkilidir.

4128 sayılı Kanun'un 4.maddesi ile 555 sayılı KHK'ye eklenen 24/A maddesinde belirtildiği üzere;

a)Coğrafi İşaret hakkı sahibi olarak belirtilmesi gereken kimlik bildirimini gerçeğe aykırı olarak yapanlar, coğrafi işaret koruması olan bir eşya veya ambalajı üzerine konulmuş, coğrafi işaret koruması olduğunu belirten işareti yetkisi olmadan kaldıranlar, kendisini haksız olarak coğrafi işaret başvurusu veya coğrafi işaret hakkı sahibi olarak gösterenler hakkında bir yıldan iki yıla kadar hapis ve üçyüz milyon liradan altıyüz milyon liraya kadar para cezasına,

b)Korunan bir coğrafi işaret hakkının sahibi olmadığı, herhangi bir sebeple coğrafi işaret hakkının hükümsüzlüğü, coğrafi işaret korunmasından doğan hakkının sona ermesi durumlarında, kendisinin veya başkasının imal ettiği veya satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticari evrakına veya ilanlarına, hukuken korunan bir coğrafi işaret hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandıracak şekilde, işaretler koyan veya bu amaçla yazılı ve görsel basındaki ilan ve reklamlarda, bu tarzda yazı, işaret veya ifadeleri kullananlar hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına ve altıyüz milyon liradan bir milyar liraya kadar para cezasına,

c)24 üncü maddede yazılı fiillerden birini işleyenler hakkında, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına ve altıyüz milyon liradan bir milyar liraya kadar para cezasına, ayrıca, işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere kapatılmasına ve aynı süre ticaretten men edilmelerine hükmolunur. Yukarıda yazılı suçlar, hizmetlerini yaptıkları sırada bir işletmenin çalışanları tarafından doğrudan doğruya veya emir üzerine işlenmişse, çalışanlar ve suçun işlenmesine mani olmayan işletme sahibi, müdür veya temsilcisi ve hangi unvan ve sıfatla olursa olsun işletmeyi fiilen yöneten kişi de cezalandırılır. Bir tüzelkişinin işleri yürütülürken, 24 üncü maddede sayılan suçlardan biri işlenirse, tüzelkişi, masraflar ve para cezasından müteselsilen sorumlu olur. Fiile iştirak edenler hakkında olayın mahiyetine göre Türk Ceza Kanunu'nun 64, 65, 66 ve 67 nci maddeleri hükümleri uygulanır. Yukarıda sayılan suçlardan dolayı kovuşturma şikayete bağlıdır.

Bu madde hükümlerinin uygulanmasında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 344 üncü maddesinin birinci fıkrasının 8 numaralı bendi uygulanmaz. Yani ceza davası "şahsi dava" olmaktan çıkarılmıştır. Coğrafi işaret korumasından doğan hakları tecavüze uğrayandan başka 24 üncü maddede sayılanlar dışında kalan suçlarda Enstitü coğrafı işaret hakkı sahibi olarak belirtilmesi gereken kimlik bildiriminin gerçeğe aykırı olarak yapılması ile korunan bir coğrafi işaret hakkının sahibi olmadığı veya herhangi bir sebeple coğrafi işaret hakkının hükümsüzlüğü veya coğrafi işaret korunmasından doğan hakkının sona ermesi durumlarında, kendisinin veya başkasının imal ettiği veya satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticari evrakına veya ilanlarına hukuken korunan bir coğrafi işaret hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandıracak şekilde, işaretler koyma veya bu amaçla yazılı ve görsel basındaki ilan ve reklamlarda bu tarzda yazı, işaret ve ifadelerin kullanılması durumlarında, 5590 veya 507 sayılı Kanunlara tabi kuruluşlar ve Tüketici Dernekleri de şikayet hakkına sahiptir. Şikayetin fiil ve failden haberdar olma tarihinden itibaren iki yıl içinde yapılması gerekir.

Bu kapsamdaki suçlarla ilgili şikayet, acele işlerden sayılır. Bu Kanun hükümlerine göre, coğrafi işaret hakkı başvurusu veya coğrafı işaret korumasından doğan haklara tecavüz dolayısıyla üretilmesi cezayı gerektiren eşya ile bu eşyaları üretmeye yarayan araç, gereç, cihaz, makine gibi vasıtaların zaptedilmesi veya elkoyulması veya yok edilmesinde, Türk Ceza Kanunu'nun 36 ncı maddesi hükmü ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun ilgili hükümleri uygulanır.

 

III. MARKA NEDİR?

Marka, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi ve ambalajlarının gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretlerdir. Marka, mal veya ambalajı ile birlikte tescil ettirilebilir. Bu durumda mal veya ambalajın tescili marka sahibine mal veya ambalaj için inhisari bir hak sağlamaz.

556 sayılı Kararname'nin, tescilli markalara sağladığı koruma

a) Markanın tescil kapsamına giren aynı veya benzeri mal veya hizmetlerle ilgili olarak, tescilli markayı, benzerlerini ve halk üzerinde tescilli marka ile karıştırılma ihtimali olan herhangi bir işaretin tescilli markanın itibarından dolayı haksız avantaj elde edecek veya tescilli markanın ayırt edici karakterine zarar verecek nitelikteki herhangi bir işaretin izinsiz kullanılmasının önlenmesini isteme,

b) Tescilin hukuki olarak sağlayacağı tescilli bir markanın başkasına devir edilebilirliği, miras yolu ile intikal edilebilirliği, kullanma hakkının lisans konusu olabilirliği, rehin ve teminat olarak gösterilebilirliği gibi haklardır.

Bu tür haklar başvurular için de geçerlidir.

Tescilsiz marka kullananlar, belirtilen bu haklardan yararlanamazlar.

Marka Hakkına Tecavüz Halleri ve Uygulanacak Cezalar Nelerdir?

a) Markanın tescil kapsamına giren aynı veya benzeri mal veya hizmetlerle ilgili olarak, tescilli markayı, benzerini ve halk üzerinde tescilli marka ile karıştırılma ihtimali olan herhangi bir işaretin tescilli markanın itibarından dolayı haksız avantaj elde edecek veya tescilli markanın ayırt edici karakterine zarar verecek nitelikteki herhangi bir işaretin izinsiz olarak mal veya ambalajı üzerine konulması işareti taşıyan malın piyasaya sürülmesi veya bu amaçla stoklanması, teslim , edilebileceğinin teklif edilmesi veya o işaretin altında hizmetlerin sunulması veya sağlanması, işareti taşıyan malın ithali veya ihracı, işaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarda kullanılması,

b) İzinsiz olarak markanın veya benzerinin taklit edilmesi,

c) Bilndiği veya bilinmesi gerektiği halde markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak ve ya başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek veya ticari amaçla elde bulundurmak,

d ) Sözleşmeye dayalı lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devir etmek ,

e) Yukarıda yazılı eylemlere katılmak veya yardımcı olmak veya bunları teşvik etmek veya hangi şekil ve koşulda olursa olsun bu eylemlerin yapılmasını kolaylaştırmak,

f) Kendisinde bulunan ve başkası adına tescilli bu markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini taşıyan ürünün veya ticaret alanına çıkarılan malın nereden alındığını veya nasıl sağlandığını belirtmekten kaçınmak, marka hakkına tecavüz sayılan hallerdir.

4128 sayılı Kanun'un 5. Maddesi ile 556 sayılı KHK'ya eklenen 61/A maddesinde belirtildiği üzere;

a)Marka hakkı sahibi olarak belirtilmesi gereken kimlik bildirimini gerçeğe aykırı olarak yapanlar, marka koruması olan bir eşya veya ambalajı üzerinde konulmuş, marka koruması olduğunun belirten işareti yetkisi olmadan kaldıranlar, kendisini haksız olarak marka başvurusu veya marka hakkı sahibi olarak gösterenler hakkında, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezasına ve üçyüz milyon liradan 600 milyon liraya kadar para cezasına,

b)Hak ve alakası olmadığını veya tasarruf yetkisi bulunmadığını bilmesi erektiği halde, marka korumasına ilişkin mevzuatın devir ve intikal, rehin ve haciz ile ilgili maddelerinde yazılı haklardan birini veya bu hakla ilgili lisansı başkasına devreden, veren, rehneden, bu haklar üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunanlar ile korunan bir marka hakkının sahibi olmadığı veya koruma süresinin bittiği veya marka hakkının hükümsüzlüğü veya marka korumasından doğan hakkının sona ermesi durumlarında; kendisinin veya başkasının imal ettiği veya satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticari evrakına veya ilanlarına, hukuken korunan bir marka hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandıracak şekilde, işaretler koyan veya bu amaçla yazılı ve görsel basındaki ilan ve reklamlarda, bu tarzda yazı, işaret veya ifadeleri kullananlar hakkında, iki yıldan üç yıla kadar hapis cezasına ve altıyüz milyon liradan bir milyar liraya kadar para cezasına,

c)Kararnamenin 61 inci maddesinde yazılı fiillerden birini işleyenler hakkında, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına ve altıyüz milyon liradan bir milyar liraya kadar para cezasına, ayrıca işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere kapatılmasına ve aynı süre ticaretten men edilmelerine hükmolunur.

d)Yukarıda yazılı suçlar, hizmetlerini yaptıkları sırada bir işletmenin çalışanları tarafından doğrudan doğruya veya emir üzerine işlenmişse çalışanlar ve suçun işlenmesine mani olmayan işletme sahibi, müdür veya temsilcisi ve hangi ünvan ve sıfatla olursa olsun işletmeyi fiilen yöneten kişi de cezalandırılır. Bir tüzel kişinin işleri yürütülürken bu maddede sayılan suçlardan biri işlenirse, tüzel kişi, masraflar ve para cezasından müteselsilen sorumlu olur.

e)Fiile iştirak edenler hakkında olayın mahiyetine göre Türk Ceza Kanununun 64,65,66 ve 67 nci maddeleri hükümleri uygulanır. Bu maddede sayılan suçlardan dolayı kovuşturma şikayete bağlıdır.

f)Marka korumasından doğan hakları tecavüze uğrayanlar, Enstitü 5590 veya 507 sayılı kanunlara tabi kuruluşlar ve Tüketici Dernekleri de şikayet hakkına sahiptir. Şikayetin fıil ve failden haberdar olma tarihinden itibaren iki yıl içinde yapılması gerekir. Bu kapsamdaki suçlarla ilgili şikayetler acele işlerden sayılır.

Marka Korumasından Kimler Yararlanabilir?

Türkiye'de marka korumasında; Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ikametgahı olan veya sınai veya ticari faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişilerce veya Paris Sözleşmesi yahut Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması'na taraf devlet vatandaşı olarak başvuru hakkına sahip kişiler yararlanır.

Yukarıdaki paragraf kapsamına girmemekle beraber, Türkiye Cumhuriyeti uyruğundaki kişilere kanunen veya fiilen marka koruması tanınmış yabancı devletlerin gerçek veya tüzel kişileri de karşılıklılık ilkesi uyarınca 'Türkiye'de marka korumasından aynı şekilde yararlanır.

Karşılıklılık İlkesi Nedir?

Bir ülkenin; kendi vatandaşlarına diğer ülkede belirli konularda hak tanınması halinde; buna karşılık olmak üzere, anılan diğer ülkenin vatandaşlarına benzer hakları tanıması veya ulusal muamele ilkesini uygulaması karşılıklılık ilkesi olarak tanımlanmaktadır. Bu ilke hukuken veya fiilen (de facto) uygulanabilir. Karşılıklılık iki ülke arasındaki ikili anlaşma ile hukuken sağlanabileceği gibi, bir hukuki metin olmamakla birlikte fiili uygulama ile de tesis edilmiş olabilir.

Tescilli Markaların Koruma Süresi ve Yenileme Nasıldır?

Tescilli markanın koruma süresi başvuru tarihinden itibaren on yıldır. Bu süre onar yıllık dönemler halinde sonsuz sayıda yenilenebilir.

Koruma süresi sona eren marka, sahibinin veya onun yetkili kıldığı vekilin talebi halinde yenilenir. Yenileme talebinin yapılması koruma süresinin sona erdiği ayın son gününden önceki altı ay içinde gerçekleştirilir. Bu sürenin kaçırılması durumunda, yenileme talebi, ek ücret ödenmesi koşuluyla, koruma süresinin sona erdiği ayın son gününden itibaren altı aylık süre uzatımı içinde de yapılabilir.

Yenileme süresi mevcut tescilin sona erdiği gün başlar. Yenileme sicile kayıt edilir ve yayınlanır. Koruma süresinin bitiminden itibaren altı aylık süre içerisinde yenilenmeyen markalar hükümsüz sayılır.

 

 

İŞ HUKUKU – EK

İŞ AKDİNİN FESHİ VE İŞE İADE USULU

İş veren bildirim sürelerine uyarak iş akdini feshedebilir. Bu süreler işçinin çalışma süreleri ile orantılıdır.

İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshetmesi, işçinin feshe karşı koruyucu hükümlerden (İş Kanunu m.19 vd.) yararlanmasına engel olmayacaktır.

İş Kanununun 18 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, ondan az sayıda işçi çalıştırılan

İşyerlerinde çalışan işçiler ile işyerindeki kıdemi altı ayın altında bulunan işçiler 18-21 inci maddelerde öngörülen koruyucu hükümlerden yararlanamayacaklardır. İşveren bu durumdaki işçilerin iş sözleşmelerini fesih hakkını kötüye kullanarak, sözgelimi işçi kendisi hakkında bir şikayette bulunduğu veya kendisi aleyhinde dava açtığı ya da şahitlik yaptığı için sona erdirmiş ise, işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında bir kötü niyet tazminatı ödeyecektir. İşveren sözleşmeyi bildirim şartına dahi uymaksızın sona erdirmiş ise, kötü niyet tazminatı yanında ayrıca bildirim süresine ilişkin ücret tutarında bir tazminat daha ödeyecektir.

 

- Feshin geçerli sebebe dayandırılması

MADDE 18- Bu madde ile belirsiz süreli iş sözleşmelerinin işveren tarafından feshedilmesi hali için, 158 sayılı ILO Sözleşmesi'nde belirlendiği üzere, geçerli bir sebep bildirme zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca geçerli sebebin neler olabileceği madde içinde düzenlenmiştir. İşçinin iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. Geçerli sebep geniş kapsamlı bir kavram olduğu için bu düzenleme ile söz konusu kavrama objektif ölçülere uygun bir içerik kazandırılmaya çalışılmış ve bazı örnekler verilmiştir.

İşçinin yeterliliği veya davranışları işçinin kişiliği ile ilgili olan sebepleri oluştururken; işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebepler ise işyeri ile ilgili olmaktadır. Bu sebeplerin madde içinde belirtilmesi geçerli sebepler kavramını bir ölçüde somutlaştırmaktadır.

İşçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan sebeplerin, hangi durumlarda geçerli sebeplerden sayılacağı ve hangi durumların işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebepler olarak kabul edileceği ise ancak yargı kararları ile zaman içinde belirginleşebilecektir. Özellikle Kanunun 25 inci maddesinde ayrı bir düzenleme konusu olan haklı nedenlerle fesih olgusunu, geçerli sebeplerle fesih için aranan sebeplerden ayırmak ve aradaki farkları ortaya koymak; maddi olayları hukuk tekniği bakımından söz konusu iki farklı fesih türü açısından değerlendirmek gerekecektir. Bu alanda konunun gerektirdiği ölçüler içinde ülke koşullarını da dikkate alarak iki fesih türü açısından geçerli olacak ayrımları yapmak ve farklılıkları ortaya koymak yargının yanı sıra öğretinin katkıları ile sağlanacaktır.

Bu madde bakımından geçerli sebepler 25 inci maddede belirtilenler kadar ağırlıklı olmamakla birlikte, işin ve işyerinin normal yürüyüşünü olumsuz etkileyen hallerdir. Bu nedenle, geçerli fesih için söz konusu olabilecek sebepler, işçinin iş görme borcunu kendisinden kaynaklanan veya işyerinden kaynaklanan sebeplerle ciddi bir biçimde olumsuz etkileyen ve iş görme borcunu gerektiği şekilde yerine getirmesine olanak vermeyen sebepler olabilecektir.

Sonuçta, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.

İşçinin yeterliliğinden ve davranışlarından kaynaklanan geçerli sebepler 25 inci maddede belirtilenlerin dışında kalan ve işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen sebeplerdir. Bunlara örnek vermek gerekirse:

İşçinin Yetersizliğinden Kaynaklanan Sebepler: Ortalama olarak benzer işi görenlerden daha az verimli çalışma; gösterdiği niteliklerden beklenenden daha düşük performansa sahip olma, işe yoğunlaşmasının giderek azalması; işe yatkın olmama; öğrenme ve kendini yetiştirme yetersizliği; sık sık hastalanma; çalışamaz duruma getirmemekle birlikte işini gerektiği şekilde yapmasını devamlı olarak etkileyen hastalık, uyum yetersizliği, işyerinden kaynaklanan sebeplerle yapılacak fesihlerde emeklilik yaşına gelmiş olma halleridir.

İşçinin Davranışlarından Doğan Sebepler: 25 inci maddede belirtilen derhal fesih için öngörülen sebepler niteliğinde olmamakla birlikte, işçinin iş sözleşmesine aykırı davranışları bulunabilir. Bunlara örnek olarak, işverene zarar vermek ya da zararın tekrarı tedirginliğini yaratmak; işyerinde rahatsızlık yaratacak şekilde çalışma arkadaşlarından borç para istemek; arkadaşlarını işverene karşı kışkırtmak; işini uyarılara rağmen eksik, kötü veya yetersiz olarak yerine getirmek; işyerinde iş akışını ve iş ortamını olumsuz etkileyecek bir biçimde diğer kişilerle ilişkilere girmek; işin akışını durduracak şekilde uzun telefon görüşmeleri yapmak; sık sık işe geç gelmek ve işini aksatarak işyerinde dolaşmak; amirleri veya iş arkadaşları ile ciddi geçimsizlik göstermek, sıkça ve gereksiz yere tartışmaya girişmek gibi haller verilebilir.

İşçinin yetersizliğinden veya davranışlarından kaynaklanan sebepler ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde geçerli sebepler olarak feshe neden olabilirler. İşçinin sosyal açıdan olumsuz bir davranışı, toplumsal ve etik açıdan onaylanmayacak bir tutumu işyerindeki üretim ve iş ilişkisi sürecine herhangi bir olumsuz etki yapmıyorsa geçerli sebep sayılamaz.

Geçerli sebeplerle fesih işlemine yol açabilecek önemli işyeri gereklerinin bulunması hali işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanabileceği gibi, işçi ile bağlantısı olmaksızın da ortaya çıkabilir. Şöyle ki: İşletmenin, İşyerinin veya İşin Gereklerinden Kaynaklanan Sebepler: İşyerinden kaynaklanan geçerli sebepler işyerinin dışından veya içinden kaynaklanan sebepler olarak iki yönde değerlendirilebilir.

İşyeri dışından kaynaklanan sebepler; sürüm ve satış olanaklarının azalması; talep ve sipariş azalması; enerji sıkıntısı, ülkede yaşanan ekonomik kriz, piyasada genel durgunluk, dış pazar kaybı, hammadde sıkıntısı gibi sebeplerle işyerinde işin sürdürülmesinin olanaksız hale gelmesi.

İşyeri içi sebepler ise; yeni çalışma yöntemlerinin uygulanması; işyerinin daraltılması; yeni teknolojinin uygulanması; işyerlerinin bazı bölümlerinin iptal edilmesi; bazı iş türlerinin kaldırılması gibi sebepler olabilir.

Bu uygulamaya giderken işverenden beklenen feshe en son çare olarak bakmasıdır. Bu nedenle geçerli sebep kavramına uygun yorum yaparken sürekli olarak fesihten kaçınma olanağının olup olmadığı araştırılmalıdır.

Madde, on veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde çalışan işçileri kapsamına almış ve söz konusu işçilerin de en az altı aylık kıdemi olması şartını getirmiştir. İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları ve işyerinin bütününü yöneten ve belirli özelliği bulunan işveren vekilleri ise kapsam dışı bırakılmıştır. Bu düzenleme ile küçük işyerleri ve henüz işyerine yeni giren işçiler bakımından iş güvencesi hükümlerinin uygulanması uygun görülmemiştir. Uluslararası Çalışma Örgütünün 158 sayılı Sözleşmesi de, işçilerin özel istihdam şartları bakımından veya istihdam eden işletmenin büyüklüğü veya niteliği açısından esaslı sorunlar bulunan durumlarda, işçilerden bir kategorinin iş güvencesinin tamamı veya bir kısım hükümlerinin kapsamı dışında tutulabileceğini öngörmektedir.

Altı aylık kıdemin hesabında bu Kanunun 66 ncı maddesindeki sürelerin de dikkate alınacağı öngörülmüştür.

Maddede ayrıca özellikle fesih için geçerli sebep oluşturmayacak hususlar da tek tek ve ayrıntılı bir biçimde sayılmıştır. Böylece iş yasaları ile özellikle güvence altına alınmış olan bazı hak ve özgürlükler hiçbir şekilde fesih için geçerli bir sebep oluşturamayacaklardır. Bu konu yoruma yer vermeyecek bir biçimde hükme bağlanmıştır.

İş güvencesi düzenlemesi kapsamına girmek için gerekli olan 6 aylık kıdem süresinin nasıl hesaplanacağına da bir açıklık getirilmiş ve bu sürenin hesaplanmasında aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen sürelerin birleştirilerek hesaplanacağı kabul edilmiştir. Öte yandan, bir işverenin aynı işkolunda birden fazla işyeri varsa, işyerinde çalışan işçi sayısının tespitinde bu yerlerdeki toplam işçi sayısı dikkate alınacaktır.

 

Kabul Edilen Değişiklik Önergesi:

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 18 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen "on" ibaresinin "otuz" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

İşçi sayısı kriteri artırılmıştır.

Kabul Edilen Değişiklik Önergesi:

Görüşülmekte olan İş Kanunu Tasarısı'nın 18 inci maddesinin 3. fıkrasının (d) bendine, "hamilelik" sözcüğünden sonra gelmek üzere "doğum" sözcüğünün eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

Hamileliğin yanısıra doğumun da iş sözleşmesini fesih için geçerli bir sebep olmaktan çıkarılmasını sağlamak amacıyla söz konusu öneride bulunulmuştur.

 

- Sözleşmenin feshinde usul

MADDE 19- İş sözleşmesinin feshindeki usul ve şekil bu madde ile düzenlenmiştir. İşveren fesih bildirimini yazılı yapacaktır ve bu bildirimde fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtecektir. Bu husus ileride işçi tarafından açılabilecek bir davada, feshin İş Kanunu anlamında geçerli sayılıp sayılamayacağının belirlenmesi bakımından ispat kolaylığı sağlayacaktır.

Belirsiz süreli iş sözleşmesi, işçinin davranışı veya verimi ile ilgili bir nedenle feshediliyor ise, ona önce hakkındaki iddialara karşı savunma fırsatı verilecektir. Ancak, işçinin zihinsel veya bedensel yetersizliği, arkadaşları veya amirleri ile sıkça ve gereksiz yere tartışmaya girişmiş olması gibi durumlarda savunmasının alınması işverenden beklenemeyecektir. Kuşkusuz, İş Kanunu m. 25 inci maddesinin (II) numaralı bendindeki şartlar gerçekleşmiş ise, işveren buna göre bildirimsiz (derhal) fesih hakkını kullanabilecektir.

 

Kabul Edilen Değişiklik Önergesi:

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının "Sözleşmenin Feshinde Usul" başlıklı 19. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Sözleşmenin feshinde usul

Madde 19- İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin şekilde belirtmek zorundadır.

Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır.

Gerekçe:

İkinci fıkranın başlangıcında yer alan "işveren bakımından beklenmeyecek haller hariç olmak üzere" ifadesi madde metninden çıkarılmıştır. Sübjektiflik ve belirsizlik içeren bir durumu tanımladığı ve kötüye kullanılabileceği düşüncesiyle bu cümlenin madde metninden çıkarılması uygun olacağından, bu önerge verilmiştir.

 

- Fesih bildirimine itiraz ve usulü

MADDE 20- Bu maddede işçinin fesih bildirimine itirazı ve bunun yöntemi düzenlenmiştir. İşveren fesih bildiriminde sebep göstermemiş ise veya işçi gösterilen sebebin geçerli olmadığı inancında ise, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açılabilecektir.

Feshin geçersizliğine ilişkin davanın seri muhakeme usulüne göre kısa sürede sonuçlanması amaçlanmış, ancak bir içtihat birliği sağlanabilmesi için de Yargıtayın denetimine yer verilmiştir. Öte yandan, iş mahkemelerinin çok fazla olan dava yükü göz önünde tutularak, toplu iş sözleşmesi taraflarının öngörmesi veya işçi ile işverenin anlaşması durumunda, uyuşmazlığın özel hakeme götürüleceği kabul edilmiştir.

158 sayılı ILO Sözleşmesinin 9 ncu maddesinin 2a fıkrasına ve getirilen yeni düzenlemenin özüne uygun olarak, fesihte geçerli bir nedenin bulunduğu ispat yükünün işverene ait olduğu belirtilmiştir.